> YAZILAR/SÖYLEŞİLER
 Söyleşiler
 Makaleler
 Duyurular
 Haberler
 
 
 
 
   
  • 17/08/2010 tarihinde “Dârüzziyafe Türk Mutfağı”nda Derneğimizce iftar yemeği düzenlenecektir...devamı
  • Hesap Uzman Yardımcılığı Sınav Duyurusu ...devamı
  • 106. promosyon Hesap Uzman Yardımcıları 16/07/2010 tarihinde Hesap Uzmanlığına atandılar....devamı
  • Geleneksel Salı Yemeğimiz 25/05/2010 tarihin de Suda Kebap’ta yapılmıştır....devamı
  • Tavla, Futbol Turnuvası ödül töreni ve Bir Önceki Yönetime Teşükkür Kokteyli...devamı
  • Hesap Uzmanları Kurulu Başkanı Hadi EKİCİ'nin İstanbul Grup Ziyareti...devamı
  • Hesap Uzmanı Yusuf ÇOKYİĞİT Büyük Mükellefler Vergi Dairesi Başkanlığına Grup Müdürü olarak atanmıştır....devamı
  • Baş Hesap Uzmanı Ömer ÇAKICI ve Mehmet ÇANKAYA Gelir İdaresi Grup Başkanlığına atanmıştır...devamı
  • Baş Hesap Uzmanı Yusuf KELEŞ Hesap Uzmanları Kurulu Başkan Yardımcılığına atanmıştır...devamı
  • Baş Hesap Uzmanı Yakup ŞİMŞEK 22.02.2010 tarihinde Hesap Uzmanları Kurulu Başkan Yardımcılığına atanmıştır....devamı
  • Aykut BAKIRCI, Volkan YÜKSEL, Mehmet ÇANKAYA, Adnan ERSOY, Ömer KESKİN, Figen SARKIN ŞAHİN ve Ertan ASLAN Baş Hesap Uzmanı olarak atanmıştır....devamı
  • Baş Hesap Uzmanı İlker KILINÇ ve Ömer ÇAKICI Hesap Uzmanları Kurulu Başkan Yardımcılığı'na atandı....devamı
  • Kurulumuzun ve Derneğimizin adının kullanılması: Son zamanlarda Derneğimize; “Hesap Uzmanları Kurulu” ve “Maliye Hesap Uzmanları Der...devamı
 
 
   
Az Bilinen Bir Üstat: Hoca Rasim SAYDAR  
   

 


PROF. DR. SELAHATTİN TUNCER
Eski Hesap Uzmanı

Giriş

Aziz arkadaşım Orhan Güreli hakkında yazdığım anma yazısından sonra bu kez benden büyük Hoca ve Müşavir Hesap Uzmanı Rasim Saydar'ı yeni kuşak hesap uzmanlarına tanıtmam istendi. Büyük üstad Müşavir Hesap Uzmanı Ali Alaybek, Kurul mensupları ve hatta dış alem ve özellikle akademik çevreler tarafından iyi bilindiği ve tanındığı halde, Hoca ve Müşavir Hesap Uzmanı Rasim Saydar kendi meslekdaşlarımız tarafından yeterince bilinmemekte ve tanınmamaktadır. Bunun nedeni, sanıyorum Rasim Saydar kendi içine kapalı, mütevazı, gösteriş ve alayişi sevmeyen bir zattı. Daha acısı, 1966 yılında genç denecek bir yaşta aramızdan ayrıldı.
Rasim Saydar Hesap Uzmanlığı mesleğinin ilk kurucularından biri olarak muhasebe bilgisi, çalışkanlığı, ciddiyeti, bu mesleğe yaptığı katkıları ile, Kurulda o zamanlar görev yapan birçok meslekdaşımızın Hocası idi. Herkes onu sever, sayar ve hatta korkardı. Özellikle muhasebe, denetim konusunda ders şeklinde verdiği kurslarla hepimizin yetişmesinde büyük katkısı olmuştur. O, tam bir hoca, "dört dörtlük" bir Hesap Uzmanı idi.
Bana verilen, O'nu yeni kuşaklara tanıtma yazısı yazma ödevini yerine getirmekte bir an bile tereddüt etmedim. Böyle bir yazıyı kaleme almayı gerçekten istiyordum. Çünkü bugün onu yakından tanıyan ve böyle bir yazıyı kaleme alacak olan hayatta kalmış başka bir meslekdaşımız yoktur.
İlk giriş sınavını kazanarak, 1945 yılı sonlarına doğru, genç bir Hesap Uzman Muavini olarak İstanbul Grubuna katıldığım zaman beni, büyük bir şans eseri olarak Rasim Saydar Hocanın yanına verdiler. Üçer aylık iki dönemden oluşan altı ay süre ile onun yanında muavin olarak çalıştım. İlk kez birlikte turneye çıktık. O'nu yakından tanıma olanağını buldum. Hatta özel yaşamına girdim. Bu durumda O'nu yeni kuşaklara tanıtmayı bir tür manevi görev bildim.

Bu sorumluluğun bilinci içinde sizlere Muşavir Hesap Uzmanı Rasim Saydar'ı her yönü ve gerçek kişiliği ile tanıtmaya ve özellikle bu mesleğe katkılarını anlatmayı çalışacağım.

I- Yazma Yöntemi
Ünlü kişilerin ya da yazarın bizzat kendi yaşam öyküsünü kaleme alması, batı dillerindeki karşılığı ile biyografi, edebiyatta ayrı bir tür haline gelmiştir. Bu türün en eski ve büyük ustası Plutarkhos olmuştur.
Bu klâsik yazar, Makedonya doğumlu olup Milattan sonra 46-120 yılları arasında yaşamış; fakat Atina'da okuduğu için eserlerini eski Yunanca ile yazmıştır.

Plutarkhos'un en ünlü eserleri Paralel Hayatları diye anılan biyografileridir. Yazar bu serinin her birinde, önce bir Yunanlı ünlünün, sonra da bir Romalı'nın yaşamını anlatır daha sonra da her ikisini kendi aralarında karşılaştırır. Bu yolla Plutarkhos eskilerin kıyas yöntemini ustalıkla kullanmış ve alanda büyük başarı sağlamıştır. Plutarkhos'un kaleme aldığı biyografilerden 22 tanesi zamanımıza kalmıştır. Bu kitapların bazıları biyografi türünün en iyi örnekleri sayılır. 1945 yılında Milli Eğitim Bakanlığının başlattığı Yunan klâsikleri serisi içinde Plutarkhos'un Perikles-Fabius Maximus ile lysandros-sulla adlı iki çevirisi HAYATLAR serisi başlığı altında yayımlanmıştır.(*) Bu örnekten esinlenerek ben de Rasim Saydar'ın Hesap Uzmanı olarak yaşam öyküsünü yazarken, onu yalnız başına ele almayı uygun bulmadım ve diğer bir ünlü usta Ali Alaybek ile karşılaştırmalı olarak anlatmayı yeğledim. Böylece her iki ustanın yaşam öyküleri, başarıları ve bu mesleğe katkıları daha iyi ortaya çıkmış olacaktır.

II- Hesap Uzmanları Kurulunun Kurucular:

İki Zirve - İki Usta
Ali Alaybek - Rasim Saydar
Hesap Uzmanları Kurulu 1945 yılı Mayıs ayında 4709 sayılı Yasa ile yeniden kurulurken, yani Hesap Mütehassıslığı döneminden Hesap Uzmanlığına dönemine geçişte, iki büyük değeri de beraberinde getirmiştir. Ben bu ikiliyi "İki Zİrve-İki Usta-İki Kurucu" olarak niteliyorum.
Bunlardan ilki 1936 yılında Muamele Hesap Mütehassıslığı kurucusu olan Ali Alaybek; diğeri de Kazanç Hesap Mütehassıslığının kurucusu olan Hoca Rasim Saydar'dır. Bu iki değerli zat, yeniden kurulan Hesap Uzmanlığına yeni bir hava, yeni bir ruh ve dinamizmi de kazandırmışlardır.
Bugün, 60 yıl sonra geriye dönüp bakacak olursak, Kurulumuzun kuruluş ve gelişmesini, verilen mücadeleleri daha iyi anlama ve değerlendirme olanağını bulacağız. İşe, iki zirve ve iki ustayı, birbiri ile karşılaştırmalı olarak ele alıp tanıtmakla başlamak gerekecektir. Konuya Ali Alaybek'le girelim, sonra da Rasim Saydar'la devam edelim.

Birinci Zirve-Birinci Usta: Müşavir Hesap Uzmanı Ali Alaybek
Ali Alaybek'in yaşam öyküsüne ait resmi belgelerde yer alan bilgiler noksan, yer yer de yetersizdir. Ancak Hesap Uzmanı A. Naci Arıkan arkadaşımız, Üstadın tek kızı Vicdan Nil'i bulup, kendisi ile uzun bir söyleşi yaptıktan sonra derlediği belge ve bilgilere göre O'nun biyografisini yeniden yazmanın daha doğru olacağına inandım ve bu denemeyi yapmaya karar verdim.(**)
Alaybek, dört çocuklu bir ailenin ikinci çocuğu olarak 1901 yılında Selanik'te dünyaya geldi. Daha sonra aile İstanbul'a geldi. Babası Cerrahpaşa Hastanesinin kurucularından biri olan Rıza Servet Bey, İstanbul'un tanınmış doktorlarındanmış,
Ali Alaybek orta okulu İstanbul'un önemli okullarından biri Fransız Saint Joseph'de tamamlamış ve buradan 1916 yılında mezun olmuş ve daha sonra Alman Lisesine devam etmiştir.
Bu okulu da başarı ile tamamlayan Ali Alaybek'i babası ekonomi tahsili için Birinci Dünya Savaşından sonra Almanya'ya gönderiyor. Fakat ailenin mali sıkıntı içine düşmesi nedeniyle Alaybek tahsilini yarıda keserek Türkiye'ye dönmek zorunda kalıyor.
Bu sefer İstanbul Yüksek İktisat ve Ticaret Mektebine kaydolan Alaybek, 1924 yılında buradan mezun olmuştur. Bir süre şirketi Hayriye, Bakırköy Çimento Fabrikası ve Ankara'da Gaz Maske Fabrikasında çalıştıktan sonra 1936 yılında İstanbul Muamele Vergi Dairesi Müdürlüğünde hesap mütehassısı olarak kamu kesiminde göreve başlamış ve bir süre sonra bu bölümün şefi olmuştur.
31.05.1945 tarihinde Hesap Uzmanları Kurulunun kuruluşunda İstanbul'daki kadrosu ve ekibi ile birlikte Hesap Uzmanları Kuruluna (1) kıdem No ile Ali Alaybek Müşavir Hesap Uzmanı olarak katılmıştır. Kendisi Kurulun sembolü ve kurucusu olarak 21 yıllık bir hizmetten sonra 1966 yılında, yaş haddinden emekli olmuş ve kendi köşesine çekilmiştir. Daha sonra kendisine Fahri Hesap Uzmanlığı payesi verilmiştir.
Bir şükran borcu olarak, İstanbul Grup Başkanlığı binasında adına Ali Alaybek Kitaplığı kurulmuştur. Büyük usta 1985 yılında ebediyete intikal etmiştir.
Şimdi asıl konumuza dönecek olursak, Ali Alaybek Hesap Uzmanları Kurulu'nun kuruluşundan sonra, yeni unvanı ile Müşavir Hesap Uzmanı olarak adı hem maliye camiasında ve hem de reform çalışmaları nedeniyle, akademik çevrelerde duyulmaya başladı.
O tarihlerde Prof. Dr. Fritz Neumark'ın başkanlığını yaptığı Vergi Reform Komisyonuna Almanca bilmesi, Almanya'da eğitim görmesi, ayrıca uzmanlığı nedeniyle Ali Alaybek de katıldı. Bu yüzden bu Komisyon ileride Prof. Dr. F. Neumark-Ali Alaybek Komisyonu olarak anılmaya başladı.
Ortak Komisyonun 1944-1949 yılları arasında yapmış olduğu çalışmalar sonunda Büyük Vergi Reformunun ilke ve esasları ana hatları ile ortaya çıktı. Bakanlık Bürokratları, bu ilke ve esaslara göre, yasa metinlerini kaleme aldılar ve ortaya ilk Yasa Taslağı çıkmış oldu. Bu metin son şeklini aldıktan sonra TBMM'ne sunulmuş ve CHP'li Maliye Bakanı İsmail Rüştü Aksal'ın döneminde 1949 yılı sonlarına doğru yasalaşmış ve 1950 yılının başından itibaren yürürlüğe girmiştir. Böylece 1926 yılından beri değişik şekillere girerek uygulanmış bulunan Kazanç Vergisi dönemi sona ermiş 1950 yılı başından itibaren Türkiye'de modern bir vergi olan Gelir Vergisi, Kurumlar Vergisi ve Vergi Usul Kanunlarından oluşan üçlü sisteme geçilmiştir. İşte Büyük Vergi Reformunun kısa hikayesi böyledir. İşte bu reformun mimarı olarak Ali Alaybek'in ünü Türkiye ölçüsünde duyulmaya ve yayılmaya başladı. Bu başarı Kurul'a büyük itibar sağladı ve büyük usta Kurulu'muzun yıldızı haline geldi.
Burada amacımız Ali Alaybek'i anlatmak ve tanıtmak değildi. Fakat İkinci Zirve ve Usta Hoca Rasim Saydar'ı tanımak için böyle bir ön tanıtım ve giriş bir bakıma zorunlu idi.

İkinci Zirve - İkinci Usta: Müşavir Hesap Uzmanı Rasim Saydar
Şimdi ikinci zirve ve ikinci usta diye nitelediğim ve yeni kuşaklar tarafından pek az bilinen Hoca Rasim Saydar'ı, sizlere eldeki verilere göre tanıtmaya bunlara anılarımı da eklemeye çalışacağım.

III. Yaşam Öyküsü
Hoca Rasim Saydar'ın özel yaşamı hakkında çok az şey biliyoruz. Bilgilerimiz sadece resmi belgelerdeki yapılan açıklamalar ile sınırlı olacaktır.
Rasim Saydar 1901 yılında bugün Makedonya'da kalmış olan Yenice Vardar'da doğmuştur. Ben kendisinden bir kez İzmir'li olduğunu duydum. İlk ve orta öğrenimini burada tamamlamış ve 1925 yılında İstanbul Yüksek İktisat ve Ticaret mektebinden mezun olmuştur.
İlk memuriyete, Antalya'da yeni açılan Ticaret Mektebinde muhasebe öğretmeni olarak başlamış ve daha sonraki yıllarda, iktisadi devlet teşekküllerinde muhasebe müdürü olarak çalışmıştır. İstanbul'a dönüşünde, mezun olduğu Yüksek İktisat ve Ticaret Mektebine muhasebe hocası olarak atanmış ve bu göreve uzun yıllar aralıksız devam etmiştir. İstanbul Defterdarlığına bağlı olarak kazanç vergisi beyannamelerini incelemek üzere 1941 yılında Beyanname Tetkik Bürosu başlığı altında ufak bir hizmet birimi, kuruldu ve başına Hesap Mütehasısı unvanı ile Rasim Saydar atandı. Rasim Saydar uzun yıllar bu büronun şefliğini yaptı ve bir yandan da hocalığını sürdürdü.
1945 yılı Mayıs ayında 4709 sayılı yasa ile Hesap Uzmanları Kurulu kurulunca, Rasim Saydar çoğu öğrencisi olan 15 kadar seçme ekibi ile birlikte Kurul'a katıldı.

1945 yılı Mayıs ayında 4709 sayılı yasa ile Hesap Uzmanları Kurulu'nun kuruluşunda Rasim Saydar bu Kurula önce Baş Hesap Uzmanı olarak atanmış ve daha sonra da kendisine Müşavir Hesap Uzmanı payesi verilmiştir. Rasim Saydar'ın asıl mesleği yanında hocalığı da ünlüdür. Çünkü bu zat önce İstanbul Yüksek İktisat ve Ticret Mektebinde ve sonra da İktisat Fakültesinde uzun yıllar öğretim görevliliği yapmış ve binlerce öğrenci yetiştirmiştir. Bu yüzden kendisinin Kurul'da iki düzineye yakın öğrencisi mevcuttu. Onbeş yıllık bir görevden sonra Hocamız, 1 Şubat 1956 tarihinde Kuruldan emekli olmuştur. Emekliliğe ayrıldıktan sonra banka ve sigorta şirketi gibi büyük kuruluşlarda mali müşavir olarak çalıştı.

Rasim Saydar 21 Ağustos 1966 tarihinde, daha genç denecek bir yaşta İstanbul'da vefat etmiştir. Rasim Saydar daha çok "Hoca" olarak anılır. Kendi kendini yetiştirmiş (oto-didaktik) bir kişi olarak, hem akademisyen hem de bürokrat şapkası ile iki alanda da başarılı olmuş ve saygınlık kazanmış bir büyük usta idi.

IV- Özel Yaşamı
Rasim Saydar'ın özel yaşamı hakkında çok az şey biliyoruz. Resmi biyografilerde mevcut bilgiler yetersizdir. Örnek verecek olursak ilk ve orta öğrenimi hangi okullarda ve nerede yaptığı hakkında yazılı kaynaklarda hiç bir açıklama mevcut değildir. Bu nedenle burada vereceğim özel yaşam hakkındaki bilgiler, kişisel gözlemlerime ve duyumlara dayanacaktır. Onun yaşamı hakkında bilgi alabileceğim yakın dostları, meslekdaşlarının hemen hepsi de bugün hayatta değildir. Rasim Saydar, Laleli'de bugün Edebiyat Fakültesinin tam karşısında bir sokağın başındaki, iki katlı bir evde otururdu. Ben de o tarihlerde Lalelinin deniz tarafında bir apartıman katında yaşadığım için Karaköy'deki işyerimize tramvayla gidip gelirdik. Çoğu zaman durakta kendisi ile karşılaşır, beraber yolculuk yapardık. Rasim Bey, ismini bugün hatırlayamadığım gerçek bir İstanbul hanımefendisi olan öğretmen bir hanımla evliydi. Mutlu bir aile babası idi. İki güzel kızı vardı. Evine, karısına ve çocuklarına çok bağlı idi. Sosyal ve ailevi ilişkilerde, karısının daha medeni ve yol gösterici olduğunu söyler eşinden sevgi ve övgü ile söz ederdi. Yıllar sonra karımla birlikte Büyükada - Madendeki yeni yazlıklarında ziyaretine gittiğimizde, Hanımefendi ile tanışmış onun zerafet ve inceliğine tanık olmuştuk.

Rasim Saydar Hoca, öğrencilerinin anlattıklarına bakılacak olursa, sınıfta sert, otoriter bir hoca imiş. Buna karşılık özel yaşamında mütevazi, biraz çekingen, kendi içine kapalı bir zat idi. Sınıfta kızdığı ve öfkelendiği zamanlarda öğrencilerine "Cumhuriyet şehzadeleri..." şeklinde hitap eder ve onları paylamaktan geri kalmazmış. Kurul'daki en sevdiği ve beğendiği öğrencileri Mukib Cevdet Kutadgu, İsmet Kutadgu ve Fehamettin Ervardar idi. Begendiği hesap uzmanları ise başta Tahir Şahin, Nurettin Yüce gibi pek az meslekdaşımız olmuştur. Kendisi muhasebe hocası olduğu için, hesap uzmanlığını bu açıdan değerlendirir, muhasebe bilgisi olanın iyi bir hesap uzmanı olacağını savunurdu. Başlangıçta pozisyonumuz itibariyle Hocaya pek karşı çıkamazdık, fakat daha sonra Ahmet Bayrak'ın açtığı bir tartışmada hesap uzmanlığının sadece muhasebe bilgisi ile sınırlı olmıyacağı, bunun yanında vergi ve hukuk bilgisi ile denetiminin de gerekli olduğu gerçeğini vurgulamaya çalıştık. Rasim Saydar mütevazi ve kendi içine kapalı yaşamında tek kaprisi yaz aylarında Büyükada'ya gitmek ve yazı orada geçirmek istemesiydi. Önceleri her yaz bir evi kiralar ve yazı adada geçirirdi. Daha sonra Maden tarafında Naki Erenyol'un yalısının yanında bir arsa alarak kendisine mütevazi bir yazlık ev yaptırdı. Son yıllarını burada geçirmekten gerçekten çok memnun ve mutlu oldu.

V- Rasim Saydar Yanında İlk Staj
Hesap Uzmanları Kurulu, Maliye Teftiş Kurulu esas alınarak 29.05.1945 tarihinde 4709 sayılı Yasa ile kurulmuştur. İlk kurul Başkanı Maliye Müfettişi Abbas İdil'dir. Bu zat kendi halinde, halim, selim ve efendi kişiliği olan bir Başkandı.
Kurulun kuruluşu aşamasından sonra, görev ve yetkilerini, çalışma usullerini, ayrıntılı olarak belirleyen bir Yönetmelik hazırlanmış ve 1 Ağustos 1945 tarihinde yürürlüğe konulmuştur. Bu Yasa ve Yönetmelik yayımlandıktan sonra kazanç ve muamele hesap mütehassıslığı, kazanç hesap mütehassıslığı unvan ve dönemi sona ermiş ve eskiler kazanılmış hak gereğince hepsi de hesap uzmanı veya hesap uzman muavini unvanını almışlardır.
Artık yeni uygulamaya göre, Kurul'a atama yöntemiyle girme dönemi kapanmıştı. Hesap Uzmanlığı ilk giriş sınavı, Yasanın çıkışından altı ay sonra Kasım / 1945'de açıldı. Uzun süredir bu tür bir sınav açılmadığı için yeni mesleğin cazibesine kapılan dörtyüz kadar aday bu sınavda şansını denedi. Birinci promosyon olarak giriş sınavını 19 kişi kazandı. Sınavı kazananların çok büyük bir kısmının Siyasal Bilgiler kökenli olması büyük hayret ve sürprizle karşılandı. Bizim hepimizi İstanbul Grup Başkanlığı emrine verdiler. 1945 yılının Aralık ayı sonuna doğru İstanbul Grubuna iltihak ettik. O tarihte, İstanbul Grup Başkanlığı, Babıalideki yarı ahşap, yarı kagir tarihi Defterdarlık binasının kuzey tarafına bakan bir blokuna yerleşmişti. Burası büyücek bir salonla irili ufaklı birkaç odadan oluşuyordu. İstanbul Grup Başkanı Müşavir Hesap Uzmanı Ali Alaybek, muavini ise Mehmet Ali Adalan idi.
A. Alaybek hepimizi kabul ederek önce bizi kutladı, sonra da Hesap Uzmanlığı mesleğinin önem ve özelliklerini belirten bir konuşma yaptı. Fakat bu konuşmanın ilginç yanı, yeni muavinlerin büyük çoğunluğunun Siyasal Bilgiler Fakültesi mezunu olmalarından dolayı bunlardan özür dilemesiydi. Çünkü Hesap Uzmanlığı mesleğinin sadece İstanbul Yüksek İktisat ve Ticaret Mektebi mezunlarına özgü bir imtiyaz olmaktan çıktığını ve SBO mezunlarının da bu alanda büyük başarı gösterdiğini belirterek bizleri kutladı. Bariton ve ciddi bir ses tonu ile yapılan bu konuşma ve verilen öğütler, bize hesap uzmanlığı mesleğinin ciddiyet ve önemi hakkında çok şeyler öğretti ve yıllar boyu bunları unutamadık ve uyguladık.
Doğrusunu isterseniz, eskiler Kurula sınavla katılmış yeni adayları bir hayli yadırgadılar "Bunlar da nereden çıktı...!" dercesine hayretlerini ifade ettiler. Bu yüzden birbirimize alışmamız, kaynaşmamız pek de kolay olmadı.

50-60 kadar uzman ve muvinin yerleşmesi için bu mekân yeterli değildi. Bu yüzden vergi incelemeleri işyerinde yapılıyordu. 2-3 kadar odaya ise grup başkanı ile muavini, kıdemli uzmanlar, büro personeli yerleşmişti. Büyük salon kıdemsiz hesap uzmanları ile muavinlere ayrılmıştı.
İstanbul Grubuna katıldıktan sonra, beni, büyük bir şans eseri olarak, 1946 yılının ilk ayında muavin olarak Müşavir Hesap Uzmanı Rasim Saydar Hocanın yanına verdiler. O tarihte Rasim Saydar Hoca, Karaköy-Perşembe Pazarı Kurşunlu Hanın üçüncü katında küçük bir odada çalışıyordu. Kendisini ziyarete gitmeden önce, danıştığım uzman arkadaşlar, Hocanın çok sert bir kişi olduğunu, dikkatli davranmamı özellikle hatırlattılar. Ben biraz da çekinerek çalışma yerine gittim ve huzuruna çıktım.
Hoca o tarihte Kurşunlu Han'da çalışıyordu. Gelişimden pek memnun olmadığı yüzünden belliydi. Fakat zaman içinde aramızdaki buzlar eridi, birbirimize alıştık. O tarihte Hocanın Envanter ve Bilanço adlı ünlü kitabının ikinci baskısı yapılıyordu. Ben dizgi, baskı ve düzeltme işlerinden biraz anladığım için kendisine bu konularda yardımcı oldum, pek hoşuna gitti. Zaman içinde sınavlar için soru hazırlanması, sınav kağıtlarının değerlenmesinde kendisine bir asistan gibi yardımcı oldum. Böylece hoca ile ilişkilerimiz uzman-muavin ilişkilerinin ötesinde, bir dostluk ve yakınlığa dönüştü.

Üç aylık staj sonunda Rasim Saydar bu sürenin üç ay daha uzatılmasını önerdi. Ben de tereddüt etmeden bu öneriyi büyük bir memnunlukla kabul ederek 1946 yılı ilkbaharında birlikte Samsun turnesine çıktık.
O yıllarda ben şiir ve edebiyat ile yakından ilgileniyordum. Samsun turnesinde; vergi incelemesi, şiir ve edebiyat karşılıklı sohbet ediyor görüş alışverişinde bulunuyorduk. Hoca bana Büyük İngiliz yazarı Carlyle'ın Reşat Nuri Güntekin tarafından Türkçe'ye çevrilen Kahramanlar adlı eserini verdi. İngiliz yazarın savunduğu "tarihi büyük insanlar yapar" tezi hariç, Fransızca çevirisinden dilimize kazandırılan bu kitabı zevkle okudum ve beğendim. Fakat Rasim Saydar'a yeni şiir akımını sevdirme babında pek başarılı olamadım.


VI- Karşılaştırma
HUK'un kurucuları sayılan Müşavir Hesap Uzmanları Ali Alaybek ile Rasim Saydar'ın yaşam öykülerini, eğitim durumlarını ve meslek yaşamlarını yakından gördükten sonra da şimdi onları biribiri ile karşılaştırıp örnek yönleri ile farklılıklarını ortaya koymak ve genel bir değerlendirme yapmak istiyoruz. Bu noktada, tarafsız, önyargısız ve objektif bir bilim adamı gibi davranıp gerçekleri saptamak istiyoruz.


1. Aile Çevreleri
Büyük bir tesadüf sonucu olacak, her iki Üstad da bugün Türkiye sınırları dışında, Selanik ve Yenice gibi Yunanistan ve Makedonya'da kalmış olan şehir ve kasabalarda doğmuşlardır. Ali Alaybek aristokrat diyebileceğimiz bir ailenin çocuğu olduğu halde Rasim Saydar'ın orta sınıf bir ailenin çocuğu olduğunu söyleyebiliriz.

2. Eğitim Durumları
Ali Alaybek o zamanın gözde okulları olan Saint Josephe ve Alman Lisesi gibi kollej tipi okullarda yetiştiği halde, Rasim Saydar'ın sıra okullarda (Eski deyimle "taş mektepte") okuduğu anlaşılıyor. Bu yüzden Ali Bey, Almanca ve Fransızca dillerini çok iyi bildiği halde, Rasim Beyin orta derecede Fransızcası olduğunu sanıyorum. Fakat her iki Üstad da birbirine yakın yıllarda İstanbul Yüksek İktisat ve Ticaret Mektebinden mezun olmuşlar, Ali Alaybek, ayrıca Almanya'da ekonomi tahsili için bir süre bulunmuş ve ailevi nedenlerle tahsili yarım bırakarak Türkiye'ye dönmek zorunda kalmıştır.

3. Meslek Seçimleri
Ali Alaybek çalışma hayatına özel sektörde başlamış, bu işler pek hoşuna gitmemiş olacak ki, 1936 yılında Muamele Vergisi Hesap Mütehassısı olarak kamu kesimini seçmiş ve kamudan emekli olmuştur. Buna karşılık, Rasim Saydar hayata kamu kesiminde, kendi deyimi ile "muallim" olarak başlamış ve bu alanda kendini yetiştirmiştir. 1942 yılında İstanbul Defterdarlığı'na bağlı olarak Kazanç Vergisi Hesap Mütehassısı olarak kamu kesimindeki yerini güçlendirmiş ve bu bölümün şefi olmuştur. Her iki usta da ayrı yıllarda ve değişik görevlerden sonra önce Hesap Mütehassıslığında ve sonraki aşamada Hesap Uzmanlığında aynı pozisyonda birleşmişler ve son aşamada Müşavir Hesap Uzmanı titri altında aynı onurlu payede emekli olmuşlardır.
Ali Alaybek Yüksek tahsilden sonra ekonomi ve vergi alanında çalışmalara devam etmiş, Rasim Saydar hocalık mesleğini seçerek ve kendi kendini yetiştirerek, muhasebe, vergi ve denetim konularında uzmanlaşmıştır. Fakat unutmamak gerekir ki, Rasim Saydar'ın biri hocalık, diğeri de hesap uzmanlığı olmak üzere iki ayrı şapkası olmuş, fakat sonraki yıllarda hesap uzmanlığı ağır basmıştır.

4. Farklı Yönleri - Yollar Ayrılıyor
Hemen belirtmek isterim ki, iki üstadın olarak yönleri olduğu gibi, birbirinden çok ayrı, farklı yönleri de vardı. Onların dünya görüşleri, yaşam biçimleri ve çalışma düzenleri birbirinden çok ayrılıyordu. Şimdi bu konulara da kısaca değinmek isterim.
HUK kurulup çalışmaya başladıktan sonra, Ali Alaybek Hesap Uzmanları İstanbul Grup Başkanı olarak kendisini bilimsel çalışmalara, araştırmaya, vergi teori ve tekniği konularına adamış önce Büyük Vergi Reformunun gerçekleşmesine büyük katkı sağlamıştır. Daha sonraki dönemde yeniden kurulan Vergi Reform Komisyonu'nun Başkanı olarak bilimsel çalışmalarını 15 yıl süre ile aralıksız devam ettirmiş olan Alaybek, vergi incelemesi yapmadan mesleği bilimsel çalışmalar ile tamamlamış ve 1966 yılında yaş haddi nedeniyle emekli olarak Kurul'dan ayrılmıştır.
Rasim Saydar, hocalıkla Müşavir Hesap Uzmanlığını birlikte yürütmüş deyim yerinde ise elde çanta bankalar, sigorta şirketleri, büyük sanayi kuruluşları, ithalat ve ihracatcı firmalar nezdinde vergi incelemeleri yapmış, raporlar yazmış, turneye çıkmış gittiği yerden ses getirmiş, genç meslek mensuplarını yetiştirmiş, onlara ihtisas muhasebesi ile ilgili kurslar düzenlemiş, kariyerini bu yönde tamamlamıştır.

İşte iki büyük ustanın birbirinden ayrıldığı ilk önemli nokta bu çalışma yöntemi olmuştur. Ali Alaybek bir teorisyen, vergi düzenleyicisi olarak mesleğin üst kısmında kalmış, Hoca Rasim Saydar, yıllar boyu "gerçek bir Hesap Uzmanı olarak" misyon ve vizyonunu meslekten ayırmayarak sonuna kadar hesap uzmanı olarak kalmıştır. Öyle ki Rasim Saydar bu mesleğin kurucusu, ağır işçisi, gençleri eğitici ve aydınlatıcı bir rehber olarak "Gelmiş ve geçmiş en büyük Hesap Uzmanı" olarak büyük saygınlık toplamıştır.
Şimdi yine iki büyük ustanın hesap uzmanı olarak birbirinden ayrılan yönlerini belirtmeye devam edelim. Ali Alaybek, Amerikan aktörleri gibi çok yakışıklı, güzel ve zevkli giyinen, herkese karşı kibar, zarif fakat mesafeli davranışları ile ilgi toplayan, kalınca, bariton ve etkili sesi ile muhataplarını etkileyen güçlü bir hatipti. Nadiren yapılan grup toplantılarında yaptığı konuşmalarla genç arkadaşlarımızı çok etkilemiştir. Rasim Saydar, yetişme tarzı nedeniyle kılık ve kıyafete fazla düşkünlüğü yoktu. Fakat temiz ve düzgün giyinir, koyu renkli kurvaze çeketli takım elbiseleri tercih ederdi. Genç arkadaşlara giyim, kuşam, kravat konusunda tavsiyelerde bulunduğuna tanık olmadım. Uzun yıllar hocalık yapmış olmanın bir sonucu olacak, tatlı fakat gür bir ses tonu ile çok muntazam konuşurdu. Çok sert ve ciddi hocalığı yanında Rasim Saydar çalışkan, konusunu çok iyi bilen, vergi ve denetim bilgisi, sağlam eğitici-öğretici nitelikleri olan bir meslek mensubu idi. Gittiği her müessesede hoca ve müşavir hesap uzmanı olarak itibar görür; bilgisi, görgüsü ve efendi kişiliği ile saygınlık toplardı. Bu tahlilleri değerlendirecek olursak, Ali Alaybek-Rasim Saydar iki ayrı ve farklı dünyanın insanları idi. Mesleki açıdan, Müşavir Hesap Uzmanı olarak aynı unvanı taşımalarına rağmen, her iki Usta da ayrı kulvarlarda koşuyorlardı ve yolları birbiri ile keşişmiyordu.

VII. Hoca Rasim Saydar Sürgünde
Yeni kurulan Hesap Uzmanları Kuruluna, Rasim Saydar Hoca, İstanbul Defterdarlığına bağlı olarak 1942 yılında bizzat kurduğu Kazanç Vergisi Hesap Mütehassısları Bürosu'nun şefi olarak seçtiği ve çoğu öğrencisi olan 15-20 kişilik bir ekibi ile katıldı. Bu elemanlar bilgili, etik bakımdan bir elemeye tabi tutulmuş, muhasebe ve denetim bilgisi olan uzman ve muavinlerden oluşuyordu. Bu ekip Muamele Hesap Mütehassıslarına göre daha iyi yetişmiş, kaliteli elemanlardı. Halbuki muamele hesap mütehassısları, böyle bir elemeye tabi tutulmadan HUK'a toptan, kalabalık bir kadro ile katılmışlardı. Nitekim bunun sonuçları 1950'de gerçekleşen tasfiye hareketinde görüldü ve Kurul'a girmiş ve hesap uzmanı titri almış olan on kadar eleman idari görevlere tayin edilmek suretiyle meslekle ilişkileri kesildi. Bugün nedenini halâ çözemediğim, idari tepki ve çekişmelerin ya da yer darlığının sonucu olarak, ikinci zirve diye adlandırdığım Müşavir Hesap Uzmanı Hoca Rasim Saydar, Karaköy'deki Kurşunlu Han'ın üçüncü katında, daracık bir odada oturmaya mahkum edilmişti. Ben bu durumu bir tür "sürgün" yaşamı olarak niteliyorum. Staj için yanına verildiğim zaman, ben Rasim Saydar'ı bu yüzden yönetime karşı öfkeli ve kırgın buldum. Bu durum ileriki yıllarda da aynen devam etti. Bu yüzden olacak, Müşavir Hesap Uzmanı olarak Rasim Saydar, doğrudan Bakanlığa ve Başkanlığa bağlı olarak çalışıyordu.

VIII. Rasim Saydar'ın Mesleki Bilgi ve Ustalığına Ait Anılar
Yanında çalışmaya başladıktan sonra 1946 yılında Rasim Saydar Hoca ile birlikte ilk kez turneye çıktık. Bu turne onun için de bir ilkti. Bu turnede yaşadığım ve tanık olduğum olaylar, Rasim Saydar'ın mesleki bilgi ve ustalığını göstermesi açısından ilginçtir.
Samsun, o yıllarda Karadeniz kıyısında, sakin, kendi halinde orta büyüklükte, mamur ve plânlı bir il merkezi idi. Deniz kıyısındaki Asya oteli henüz yıkılmamıştı. Hatta Atatürk'ün sahile çıktığı yarı demir ve yarı ahşap tarihi iskele bile duruyordu. Doğrusu bu şehir çok hoşumuza gitti ve sevdik.
İnceleme yapmak amacıyla Gelir Müdürlüğü nezdinde Kazanç Vergisi mükellefleri üzerinde bir tarama yaptık, karşımıza Samsun Havalisinde yetişen yüksek kaliteli "Oryantal" tip tütünleri satın alıp işledikten sonra Amerikaya ihraç eden iki büyük Amerikan Şirketi çıktı. Bunlardan birinin unvanı Gery Taboco Co diğeri American Taboco Co idi. İlk olarak bu iki şirket nezdinde inceleme yapmanın yararlı olacağı kararlaştırıldı.
2395 sayılı Kazanç Vergisi Kanunu'nun içerdiği özel bir istisna hükmüne göre, iş merkezleri Türkiye'de bulunmayan yabancı kurumların, ihraç edilmek üzere Türkiye'de satın aldıkları tütün, pamuk, üzüm, incir ve fındık gibi geleneksel tarımsal ürünleri işledikten sonra, Türkiye dahilinde satmaksızın, yabancı ülkelere ihraç eden firmaların kazançların kazanç vergisinden istisna ediliyordu. Diğer bir deyimle bu hüküm bir tür "İhracat istisnası" idi ve amaç geleneksel tarım ürünlerinin ihracını teşvik için, vergi kanunu içine monte edilmiş bir hükümdü. Bu istisna hükmü daha sonraları yeniden konulan gelir ve kurumlar vergisi kanunları içinde, biraz değişik şekilde aynen yer almıştır.

Rasim Saydar Üstat, bu iki Amerikan şirketini, hem işlemleri ve hem de ihracat istisnasının uygulanması açısından inceleme programına aldı ve önce Gery Taboco Co.den işe başladık. İncelemeye geleceğimizi telefonla bildirdik, bizi gayrimüslim ve kırık Türkçe ile konuşan bir muhasebeci karşıladı. Ofis binası büyük ve gösterişli idi. İnceleme yılına göre defter ve belgeleri bize sundular. Hoca önce muhasebe sistemini incelemekle işe başladı. Sistem gerçekten değişik ve bilinenlerden farklı idi. İlk gün defter, belge ve çalışma düzeninin inceleme ve araştırması ile geçti. Ertesi günü yapılan inceleme ve sorgulama tamamlandı ve Rasim Saydar önemli bir örnekle karşı karşıya olduğumuzu açıkladı ve asıl vergi incelemesi başladı. Şirketin muhasebecisi bizi gözlemliyor ve ne yapacağımızı merak ediyordu. Bir ara beni bir köşeye çekerek, incelemeyi yapan zatın kim olduğunu ve unvanını sordu. Ben Rasim Saydarı kısaca tanıttım. İlk kez bir hesap uzmanı ile karşılaşan ve kurt bir muhasebeci olan bu kişi bana aynen şunları söyledi: "Buraya zaman zaman böyle denetçi ve müfettişler gelir, inceleme yapar. Fakat hiç biri bizim işimizi, muhasebe sistemimizi anlayamaz. Birkaç gün kalıp çay ve kahvemizi içip, veda edip giderler. Ben ilk defa bizi kısa zamanda anlayan, muhasebe sistemini kavrayan ve işine hakim bir zat ile karşılaşıyorum. Ona karşı büyük hayranlık duydum" dedi. O günden sonra şirketteki yerimiz ve durumumuz değişti. Önce Şirketin yabancı olan Genel Müdürü yanımıza geldi ve bize "Hoşgeldiniz mesajı" sundu ve gelişimizden dolayı memnuniyetini bildirdi. Daha sonra bizleri güzel döşenmiş ayrı bir odaya naklettiler, izzet ve ikram değişti, itibarımız arttı.

İnceleme bir hafta veya on gün sürede tamamlandı. Bu kez programa göre inceleme ikinci şirket American Taboaco Co'da devam etti. Önceden haber verdik, bu sefer şirketin yine yabancı olan Genel Müdürü bizi merdivenlerde karşıladı, daha önce hazırlanmış odada inceleme yaptık. Forsumuz ve itibarımız yerinde idi. Böylece iki yabancı şirket nezdinde ilk kez ciddi, dörtbaşı mamur bir vergi incelemesi yapıldı, raporlar yazıldı. Kurulumuzun adı duyuldu, Samsun'da tanındık. Bundan sonra, Hoca T.C. Ziraat Bankası ile bazı büyücek firmaların da kazanç vergisi beyannamelerini inceledi ve iki aylık süreyi tamamlayarak İstanbul'a döndük. Böylece Samsun turnemiz deyim yerinde ise bir "zaferle" sona erdi.
Rasim Saydar çok usta bir hesap uzmanı ve usta bir muhasebe hocası idi. Kendisi ile beraber çalıştığım yıllarda, gittiğimiz her müessese ve kuruluşta bu yönünü yakından gördüm ve onu hayranlıkla izledim. Özellikle 1946 yılındaki ilk Samsun turnesi ve bu turne sonunda o ilin valisi, defterdarı başta olmak üzere T.C. Ziraat Bankası ile T.C. Merkez Bankası şube müdürlerinin Şehir Kulübünde şerefimize verdikleri veda yemeğinde yapılan konuşmalarda Rasim Bey'e sunulan övgü dolu, takdirkar sözler göz yaşartıcı olmuştur.

O yemekte T.C. Ziraat Bankası Samsun Şube Müdürü duygularını "Bu teftiş, Cumhuriyetin kuruşundan sonra, Samsun'da gerçekleşen ilk ve önemli bir olaydır" şeklinde ifade etmiş, kadehini onun şerefine kaldırmıştır. Sevimsiz soğuk bir vergi incelemesinde, Saydar'ın bu sevgi ve takdiri toplaması, O'nun şahsından ziyade, mesleki bilgi ve gücünden kaynaklanıyordu.

IX. 1945-1950 Yılları Arasında Yürürlükte Olan İki Önemli Vergi
Bizim kuşak yani 1945 yılı son ayında giriş sınavını kazanarak Kurul'a katılan Birinci Promosyon Hesap Uzman Muavinleri o yıllarda yürürlükte olan iki önemli verginin beyannamelerini inceleyerek işe başladılar. Bunlardan ilki 1926 yılından beri uygulanan ve büyük değişikliklere uğrayan, gerçek kişilerle şirketleri birlikte, karine usulüne göre vergilendiren 2395 sayılı Kazanç Vergisi Kanunu. Bu vergi, beyanname usulüne de kısmen yer veriyordu.
İkinci önemli vergi türü, 1943 yılında son şeklini alan 3843 sayılı İmalat Muamele Vergisi Kanunu idi. Bu vergi daha çok tekstil, un fabrikaları, bakır imalathaneleri ve tabakhaneler üzerinde yoğunlaşan dolaylı bir satış vergisi idi. Bu vergi de beyan esasına dayanıyordu.
Bizler 1945-1950 yılları arasında bu iki verginin incelemesi ile uğraştık ve ehliyet sınavına da bu iki vergi üzerinden girdik. Rasim Saydar, Müşavir Hesap Uzmanı olarak, benim yanında çalıştığım altı aylık süre içinde muamele vergisi inclemesi yapmadı. Bu vergi incelemesi ham madde, randıman, elektirik sarfiyatı, fire esasına dayanan ve hesap incelemesine pek gerek göstermeyen teknolojik bir inceleme türü sayılıyordu.
HUK kurulmadan önce vergi incelemesi bu iki vergiye göre dizayn edilmişti. Bir yanda Muamele Hesap Mütehassısları diğer yanda, onlardan ayrı, Kazanç Hesap Mütehassısları diye iki ayrı grup mevcuttu. 4709 sayılı yeni Kuruluş Yasası, bu iki grubu Hesap Uzmanları Kurulu çatısı altında birleştirdi. Bu birleşmeye rağmen yukarıda açıkladığım ikili ayırım yıllar boyu devam etti. Her grup, kendi alanını çok iyi biliyordu. Biz yeni uzman muavinleri, her iki vergiyi de öğrenmek zorunda kaldık. Yanında staj yaptığımız üstadlardan her iki vergiyi ve bunların inceleme tekniğini öğrenmeye çalışıyorduk.
O yıllarda gelir vergisi reformu bütün hızı ile tartışılıyor ve Vergi Reform Komisyonu tasarılar hazırlıyordu. Sonuda bunlar TBMM'de sevk edildi ve Gelir, Kurumlar Vergisi Usul Kanunları 1949 yılı içinde kabul edildi ve 1950 yılı başından itibaren yürürlüğe girdi. Bu Reform hareketinden sonra, Kurulun yapısı ve işlevi bütünüyle değişti; yaşlı ve genç bütün hesap uzmanları yeni vergileri öğrenmek için hummalı bir çalışma ortamına girdi. Önce Kurul içinde konferans, toplantı ve kurslar düzenleyerek yeni vergileri öğrendik; daha sonra gruplar halinde Anadolu'ya çıkarak taşra teşkilâtına ve halka yeni vergi sistemini tanıtmaya ve öğretmeye çalıştık.

X. Genel Değerlendirme
Biyografik nitelikteki bu yazımın başlığını, "Az Bilinen bir Üstat: Hoca Rasim Saydar" şeklinde attım. Buradaki amacım gerçekten genç ve orta kuşak hesap uzmanları tarafından pek bilinmeyen değerli bir hesap uzmanını sizlere, değişik yönleriyle, tanıtmaktı. Aradan uzun yıllar geçtiği ve O'nu benden başka yakından tanıyan, hayatta kimse kalmadığı için bu görev bana düştü. Elde yeteri kadar belge ve bilgi olmadığı, canlı tanık da kalmadığı için, üzerime aldığım bu sorumlu işi gereği gibi yapmakta epey zorlandım. Şimdi ulaştığım bazı önemli sonuçları aşağıda satırbaşları olarak sıralamaya çalışacağım.

- Bugüne kadar yapılan yayınlarda, Hesap Uzmanları Kurulu'nun kurucusu sadece Müşavir Hesap Uzmanı Ali Alaybek olarak tanıtılmıştır. Bu değerlendirme gerçekleri tam olarak yansıtmamaktadır. Kurulumuz, iki seçkin ve değerli mensubumuz tarafından kurulmuştur. Listeye Hoca Rasim Saydar'ın da eklenmesi bir kadirşinaslık borcu olacaktır.

- Vizyon ve misyonları birbirinden tamamen farklı olduğu için, iki zirve ve iki usta diye adlandırdığım Ali Alaybek ile Rasim Saydar'ın Kurul'a sağladıkları yarar ve katkıları da birbirinden ayrı yönde ve farklı olmuştur.
Önce, Ali Alaybek bir teorisyen gibi bilimsel ve vergi reormuna yönelik çalışmaları ile Kurulu dış aleme ve akademik çevrelere tanıtmış ve Hesap Uzmanları Kurulu'na büyük itibar kazandırmıştır. Sonra, Hoca Rasim Saydar, gerçek bir Hesap Uzmanı hüviyetiyle büyük kuruluşlar nezdinde yapmış olduğu vergi denetimi ve kaleme aldığı raporlarla Kurul'un varlığını ve etkisini iş alemine tanıtmakta etkili olmuştur. Ayrıca Rasim Saydar Hocamız, bilgi ve deneyimleri ile Kurul içinde düzenlediği kurslarla genç arkadaşlarımızın mesleki yetişmelerine büyük katkı sağlamıştır.
Hesap Uzmanları Kurulu bünyesinde birbirinden bütünüyle farklı iki değerli Müşavir Hesap Uzmanının bir yandan vergi reformuna dönük bilimsel çalışmaları, diğer yandan vergi denetimine yönelmiş uygulama çalışmaları, Kurulumuzun gelişmesine ve başarıya ulaşmasına yardımcı olmuş, bu çalışma yöntemi daha sonraki kuşaklar tarafından da aynen devam ettirilmiştir.
İlk bakışta çelişkili gibi görünen bu durum, Kurulumuza çok şey kazandırmış, bizi bir senteze ulaştırmıştır. Bu açıdan bakılacak olursa, bizler bu iki büyük Ustaya çok şey özellikle şükran borçluyuz.

- Rasim Saydar'a göre hesap uzmanının asli görevi vergi denetimi'dir. Kuruluş Yasamızda her nekadar etüd ve araştırmaya yer verilmişse de, bu görev ikinci planda kalmaktadır. Bu yüzden Müşavir Hesap Uzmanı Rasim Saydar Kurul'da etüd ve araştırma yapma gerekçesi ile yıllarca turneye çıkmayan, mükellef nezdinde vergi incelemesi yapmayan imtiyazlı bir zümreye fena halde içerler ve bu tür işleri ağır bir dille "spekülâsyon" olarak nitelendirirdi.

- Rasim Saydar'ın eleştirilecek önemli bir yönü, hesap uzmanlığı mesleğini muhasebe bilgisi ile özdeşleştirmesi idi. Kuşkusuz bu meslekte muhasebe bilgisinin önemli bir yeri ve ağırlığı vardır. Fakat sadece muhasebe bilgisinin yeterli olmadığı, bunun yanında hukuk bilgisi, vergi ve denetim tekniğinin gerekli olduğu tartışmasızdır. İleriki yıllarda genç meslekdaşlarımız bu konuyu Hoca ile tartışılır hale getirdiler.

- Rasim Saydar'ın birbirini tamamlar nitelikte iki ayrı şapkası vardı. Hocamız önce "gerçek" bir hesap uzmanı idi. Müşavir Hesap Uzmanlığı O'na gerçekten yaraşıyordu. Nitekim O, bu meslekten emekli olmuştur. Fakat O, aynı zamanda mükemmel bir Hoca idi. Önce İstanbul Yüksek İktisat ve Ticaret Mektebinde yıllar boyu Muhasebe Dersleri vermiş ve daha sonra da İktisat Fakültesinde Öğretim Görevlisi olarak, mesleğe devam etmiş, memlekete ve bizim mesleğe binlerce öğrenci yetiştirmiştir. Onun bu alandaki bilgisi, yayımladığı ve dönemin aranan ve başarılı kitap ve ders notlarında görülmektedir. Öğretim üyesi olarak yeni mesleğe Doçent payesi ile başladığım için ben hiç asistanlık yapmadım ve o yüzden de epeyce eleştiri aldım. Fakat Hesap Uzman Muavinliğim sırasında Rasim Saydar Hocanın yanında hem staj yaparak mesleği öğrendim ve hem de onun asistanlığını yaptım. Onur verici bu beraberliğimiz, yaşamının en mutlu anıları oldu.

XI. Eserleri
Rasim Saydar, 1966 yılında vefat ettiğine göre, bu tarihten önce yayımlanmış olan eserleri, aradan uzun bir zamanın geçmesi nedeniyle eskimiş ve güncelliğini kaybetmiştir. Bu çalışmaların bugün için anı olarak, tarihsel bir değeri vardır. Biz bunları, üç ana grupta toplayarak, O'nun yaşam öyküsünün sonuna eklemek istiyoruz.

I- Kitaplar
Rasim Saydar'ın Hoca olarak iki önemli eseri mevcuttur. Bunlar basılmıştır, o zaman için önemli sayılan kaynaklardı.

1. Rasim Saydar
Envanter ve Bilanço
İŞLETME başlıklı derginin yayınları arasında, Sayı: 5 Genişletilmiş ikinci bası, Kenan Matbaası, İstanbul / 1946 S. 220
Hocamızın en önemli eserlerinden biridir. İlk baskısı 1934 yılında ticaret liseleri son sınıf ders kitabı olarak hazırlanmıştır. Hoca ikinci baskısını, İstanbul Yüksek İktisat ve Ticaret Mektebine tayin edildikten sonra eseri, yeni baştan işlemiş ve genişletmiş daha mükemmel hale getirmiştir.
Ben Muavin olarak yayında çalışmaya başladıktan sonra bu kitabın tashihlerine katıldım ve basımında kendisine yardımcı oldum. Rasim Saydar, kitabın dış kapağında, akademik unvan olarak "Muhasebe Muallimi" ile "Maliye Bakanlığı Müşavir Hesap Uzmanlığını" birlikte kullanmıştır.
2. Rasim Saydar
Ticari ve Mali Bilançolar
(Bu vesikaların tanzimi ile ilgili değerleme usul ve ölçüleri)
İktisat Fakültesi Yayınları No. 122, İstanbul / 1961, S. 216
Rasim Saydar'ın Hoca olarak ünü duyulduktan sonra, yapılan davet üzerine çalışma yerini değiştirmiş ve İktisat Fakültesinde ders vermeye başlamıştır. Burada unvanı da değişmiş ve "öğretim görevlisi" olmuştur.
Envanter ve Bilanço adlı ilk kitabının adı değişmiş ve içeriği ticari kazancın öz sermaye mukayesesine göre tesbitine yönelmiş ve Vergi Usul Kanunu hükümlerine paralel yeni bir eser doğmuştur. Diğer bir deyimle bu eser, bir tür Hesap Uzmanlığı Semineri Ders Notu haline gelmiştir.

II. Ders Notları
Rasim Saydar - Öğretim Görevlisi
- Muhasebe Ders Notları C. I
Kısım 1- Şirket Muhasebesi
Kısım 2- Envanter ve Bilanço
- Muhasebe Ders Notları C. II
Kısım 3- Bilanço Analizi
Kısım 4- Sanayi Muhasebesi
İstanbul / 1959. Bu Notlar teksir halinde olup 2. baskı
-Muhasebe Meseleleri
Menteş Yayınları, İstanbul / 1959
Teorik çalışmalardan sonra Rasim Saydar bu çalışmasında 20 kadar çözümü de içeren muhasebe meselesini not haline getirmiş ek bir eserde öğrencilerinin bilgisine sunmuştur.
Hesap Uzmanları Albümünden
Müşavir Hesap Uzmanı
Rasim SAYDAR
(1901-1966)

 

Az Bilinen Bir Üstat: Hoca Rasim SAYDAR (1901-1966)

 

Geri

   
   
65’inci Kuruluş Yıldönümünde Hesap Uzmanları Kurulu
Nice 65. Yıllara...
İçimizden Yetişen İlk Kurul Başkanı İ. Muzaffer EGESOY
Ulu Bir Çınar Baş Hesap Uzmanı Orhan Güreli
Kurucumuz ve Büyük Üstadımız Ali ALAYBEK
Az Bilinen Bir Üstat: Hoca Rasim SAYDAR
Hesap Uzmanları Kurulu'nun 64'üncü Kuruluş Yıldönümü
 
        Her Hakkı Saklıdır. © 2009 Maliye Hesap Uzmanları Derneği