> YAZILAR/SÖYLEŞİLER
 Söyleşiler
 Makaleler
 Duyurular
 Haberler
 
 
 
 
   
  • 17/08/2010 tarihinde “Dârüzziyafe Türk Mutfağı”nda Derneğimizce iftar yemeği düzenlenecektir...devamı
  • Hesap Uzman Yardımcılığı Sınav Duyurusu ...devamı
  • 106. promosyon Hesap Uzman Yardımcıları 16/07/2010 tarihinde Hesap Uzmanlığına atandılar....devamı
  • Geleneksel Salı Yemeğimiz 25/05/2010 tarihin de Suda Kebap’ta yapılmıştır....devamı
  • Tavla, Futbol Turnuvası ödül töreni ve Bir Önceki Yönetime Teşükkür Kokteyli...devamı
  • Hesap Uzmanları Kurulu Başkanı Hadi EKİCİ'nin İstanbul Grup Ziyareti...devamı
  • Hesap Uzmanı Yusuf ÇOKYİĞİT Büyük Mükellefler Vergi Dairesi Başkanlığına Grup Müdürü olarak atanmıştır....devamı
  • Baş Hesap Uzmanı Ömer ÇAKICI ve Mehmet ÇANKAYA Gelir İdaresi Grup Başkanlığına atanmıştır...devamı
  • Baş Hesap Uzmanı Yusuf KELEŞ Hesap Uzmanları Kurulu Başkan Yardımcılığına atanmıştır...devamı
  • Baş Hesap Uzmanı Yakup ŞİMŞEK 22.02.2010 tarihinde Hesap Uzmanları Kurulu Başkan Yardımcılığına atanmıştır....devamı
  • Aykut BAKIRCI, Volkan YÜKSEL, Mehmet ÇANKAYA, Adnan ERSOY, Ömer KESKİN, Figen SARKIN ŞAHİN ve Ertan ASLAN Baş Hesap Uzmanı olarak atanmıştır....devamı
  • Baş Hesap Uzmanı İlker KILINÇ ve Ömer ÇAKICI Hesap Uzmanları Kurulu Başkan Yardımcılığı'na atandı....devamı
  • Kurulumuzun ve Derneğimizin adının kullanılması: Son zamanlarda Derneğimize; “Hesap Uzmanları Kurulu” ve “Maliye Hesap Uzmanları Der...devamı
 
 
   
Kurucumuz ve Büyük Üstadımız Ali ALAYBEK  
   

Ali ALAYBEK
(1901-1986)

 

Prof. Dr. SELAHATTİN TUNCER
Eski Hesap Uzmanı
 
 
Giriş
 
Dergimizin sahibi ve Derneğimizin değerli Başkanı Sayın Nihat Uzunoğlu dostumuz bundan bir süre önce benden az bilinen ve tanınan bir Hesap Uzmanı Hoca Rasim Saydar hakkında bir yazı kaleme almamı rica etmişti. Bu büyük ustanın yanında staj yapmış bir muavin-çırak olarak, bu görevi severek kabul etmiş ve kısa sürede yerine getirmiştim. Bu yazım gördüğüm kadar çok ilgi çekti ve beğenildi. Özellikle Hocanın öğrencisi olan meslekdaşlarımız beni kutladılar.

Okuyucularım hatırlayacaklardır, bu ilk yazıda yöntem olarak klasik Yunanlı yazar Plutarkos’un Paralel Hayatlar serisini örnek almış iki kurucu ve Müşavir Hesap Uzmanı büyük usta Rasim Saydar ile Ali Alaybek’in yaşam öyküsünü yanyana ve mukayeseli olarak anlatmaya çalışmıştım. Yine bu ilk yazımda odak (foküs) olarak Rasim Saydar’ı ele almıştım. Bu kez yöntemi biraz değiştirerek odak olarak Üstat Ali Alaybek’i ön plana alıp, Hoca Rasim Saydar ile karşılaştırarak anlatmaya, aralarındaki benzerlik ve farkları göstermeye çalışacağım.

Burada bir noktayı belirtmeden geçemiyeceğim. HUK ile ilgili resmi belge ve yayınlarda büyük usta Ali Alaybek’in özgeçmişi verilirken sunulan bilgilerin pek doğru olmadığı, yer yer yetersiz kaldığını gördüm. Önce bunları tamamlamaya ve düzeltmeye gayret edeceğim.

Diğer yandan, Ali Alaybek Üstadın İstanbul Grup Başkanı ve Vergi Reform Komisyonu Başkanı olarak görev yaptığı yıllarda, O’nun yanında bulunan, O’na yardımcılık yapmış ve beraber çalışmış olan başta Orhan Güreli arkadaşım, Müşerref Çallılar, Rasim Duru gibi meslekdaşlarımız kaleme aldıkları üstad ile ilgili yazı, anı ve biyografilerde onu insan olarak, dış görünüşü ile anlatmışlar, belki bir Ali Alaybek portresi çizmişler fakat Ali Bey’in mesleki nitelikleri, Kurula yaptığı katkıları, büyüklüğü ve ustalığı üzerinde pek durmamışlardır.

Bu noktadan hareketle, ben Ali Beyin özellikle üstadın entelektüel yanını, bir vergi teknisyeni olarak mesleki çalışmalarını, Vergi Reform Komisyonu’nun değişmez başkanı olarak yıllar boyu süren çalışmalarını, Kurul’un kurulmasına olan katkılarını belirtmeye çalışacağım. Sanıyorum Müşavir Hesap Uzmanı olarak Ali Alaybek’in gerçek şahsiyeti ve büyüklüğü, Hoca Rasim Saydar’dan farklılığı ortaya çıkmış olacaktır. Şunu da belirtmek isterim ki, Rasim Saydar Hocanın yanında çalışmam, O’nun muavinliğini yapmam ve O’na yakın olmam nedeniyle benim Ali Alaybek üstadla bir yakınlığım olmadı. Fakat O’nun yaşam öyküsünü tam, doğru ve aslına uygun şekilde kaleme alabilmek için büyük ustayı tarafsız bir gözle, objektif olarak gözlem altına almak O’nu çok yönlü şahsiyetini, niteliklerini, Kurula katkılarını genç kuşaklara tanıtmak gerekir. Bakalım bu ağır ve sorumluluk isteyen görevi O’nun büyüklüğüne ve şanına lâyık şekilde yapabilecek miyim?
 
I- Yaşam Öyküsü (*)


Ali Alaybek, dört çocuklu bir ailenin ikinci çocuğu olarak 1901 yılında, o zamanlar imparatorluğun sınırları içinde bulunan Selanik’te dünyaya geldi. Daha sonra aile İstanbul’a nakli hane etti. Babası Rıza Servet Bey,?İstanbul’un tanınmış hekimlerinden biri olarak Cerrahpaşa Hastanesinin kurucuları arasında yer alır.

Ali Alaybek orta öğrenimini İstanbul’un önemli okullarından biri Fransız Saint Joseph Lisesinde tamamlamış ve buradan 1916 yılında mezun olmuştur. Daha sonra Alman Lisesine devam etmiştir.

Burayı da başarı ile tamamlayan Ali Alaybek’i babası, ekonomi öğrenimi için, Birinci Dünya Savaşından sonra Almanya’ya gönderiyor. Fakat bir süre sonra, ailenin mali sıkıntıya düşmesi nedeniyle Alaybek eğitimini yarıda keserek Türkiye’ye dönmek zorunda kalıyor. Bu kez İsanbul Yüksek İktisat ve Ticaret Mektebine kaydolan Alaybek, 1924 yılında buradan mezun olmuştur. Bir süre şirket-i Hayriye, Bakırköy Çimento Fabrikası ve Ankara Gaz Maske Fabrikasında çalıştıktan sonra, 1936 yılında kamu kesimine dönerek, İstanbul Muamele Vergi Dairesi Müdürlüğü emrinde Hesap Mütehassısı olarak göreve başlar ve bir süre sonra bu bölümün şefi olur.

Ali Alaybek 1936 yılından 1945 yılı Mayıs ayı sonuna kadar dokuz yıla yakın bir süre ile Muamele Vergisi Hesap Mütehassısı olarak İstanbul Muamele Vergileri Müdürlüğünde görev yapmıştır. 1940’lı yılların ortalarından itibaren kazanç ve muamele vergilerinin çağın gerisinde kalması, mali ihtiyaçlara yeterince cevap veremez hale gelmesi nedeniyle, bu alanda yeni bir reforma gidilmesi, bunlar yerine modern gelir ve kurumlar vergisi ile vergi usul kanunlarının kabulü ve muamele vergisinin ıslahı şeklinde yeni bir akım ve çalışmalar başlamıştır. Bu reforma paralel olarak yeni bir vergi denetim sisteminin kurulması düşünülmüş ve 29.05.1945 tarihinde yürürlüğe giren 4709 sayılı Yasa ile Teftiş Kuruluna paralel, vergi denetimi ile görevlendirilmiş Hesap Uzmanları Kurulu ismi altında yeni bir örgüt kurulmuştur. Bu yasanın geçici maddesi ile, o tarihe kadar kazanç ve muamele Hesap Mütehassısı olarak ayrı ayrı görev yapan elemanlar, bir defaya mahsus olmak üzere, yeni Hesap Uzmanları kadrosuna atanmışlar ve ikili ayırım sona ererek tek çatı altında toplanmışlardır. 4709 sayılı Yasanın uygulanmaya girmesinden sonra Ali Alaybek (1) kıdem No.lu Müşavir Hesap Uzmanı olarak, İstanbul Muamele Vergileri Müdürlüğündeki bütün ekibi ile birlikte, Hesap Uzmanları İstanbul Grubuna katılmış ve bu Grubun Başkanı olmuştur. şurasını da belirtelim ki bu değişimde, o tarihlerde İstanbul Muamele Vergisi Müdürü olarak görev yapan eski mesai arkadaşı Adil Yücefer üstadı da yeni Hesap Uzmanı olarak kadrosuna almış ve centilmence bir vefakârlık örneği göstermiştir.

Hesap Uzmanları Kurulu’nun bir değil, iki asli kurucusu vardır. Bunlardan (1) kıdem No.lu Müşavir Hesap Uzmanı Ali Alaybek’in meslek yaşam öyküsünü yukarıda anlatmaya çalıştım. Kurulumuzun (2) kıdem No.lu diğer kurucu üyesi yine Müşavir Hesap Uzmanı Hoca Rasim Saydar’dır. Bu iki değerli ustanın meslek yaşamları arasında büyük benzerlikler vardır. şimdi konuyu kısaca açıklamaya çalışacağım.

Rasim Saydar tıpkı Ali Alaybek gibi, bugün Türkiye sınırları dışında kalmış olana Makedonya’nın Yenice-Vardar kasabasında dünyaya gelmiş ve aile daha sonra İzmir’e yerleşmiştir. Hoca kendisini İzmir’li sayardı. İlk ve orta öğrenimini burada tamamlayan Hocamız, tıpkı Ali Alaybek gibi 1925 yılında İstanbul Yüksek Ticaret Mektebine kaydolmuş ve 1928 yılında buradan mezun olmuştur. İlk memuriyete, Antalya’da yeni açılan Ticaret Mektebinde öğretmen olarak başlamış daha sonraki yıllarda, kamu iktisadi teşebbüslerinde Muhasebe Müdürü olarak çalışmıştır. İstanbul’a dönüşünde, mezun olduğu Yüksek İktisat ve Ticaret Mektebine muhasebe hocası olarak atanmış ve bu görevi aralıksız uzun yıllar sürdürmüştür.

Maliye Müfettişi şevket Adalan’ın İstanbul Defterdarı olduğu dönemde, 1941 yılında kazanç vergisi beyannamelerini incelemek üzere kurulan Beyanname Tetkik Bürosu’nun şefliğine Müşavir Hesap Mütehassısı olarak Rasim Saydar atanmış ve bu görevi hocalık ile birlikte uzun yıllar sürdürmüştür. Bu duruma göre, Muamele Vergisi Hesap Mütehassıslığı yanında, 1941 yılından itibaren buna paralel olarak bir de Kazanç Vergisi Hesap Mütehassıslığı şeklinde ikinci bir meslek kolu kurulmuş İstanbul Defterdarlığına bağlı olarak çalışmaya başlamıştır.

Hoca Rasim Saydar ile Ali Alaybek’in yollarının tekrar keşiştiğini görüyoruz. şu farkla ki, her ikisi de Hesap Mütehassısı’dır; fakat birinci grubun inceleme konusu Muamele Vergisi olduğu halde, yeni kurulan hizmet birimin konusu Kazanç Vergisi beyannamelerinin incelenmesidir. 1945 yılı Mayıs ayı sonunda 4709 sayılı Hesap Uzmanları Kurulu Yasası ile Kurul faaliyete geçince Rasim Saydar çoğu öğrencisi olan 15-20 kadar seçilmiş bir ekibi ile Kurula iltihak ettiği halde Ali Alaybek böyle bir elemeye gerek görmeden bütün ekibi ile Kurula katılınca bunun sancıları yıllar boyu devam etmiş ve tasfiyesi ancak 1950 yılında Maliye Bakanı Halil Ayan’ın soruna elkoyması ile çözülebilmiştir.


II. HUK’un İlk Yılı ve Ali Alaybek’le İlk Karşılaşma


Hesap Uzmanları Kurulu, 29.05.1945 tarihinde 4709 sayılı Yasa ile kurulmuştur. İlk kurul Başkanı Maliye Müfettişi Abbas İdil’dir. Bu zat kendi halinde, halim, selim ve efendi kişiliği olan yaşlı, kibar bir zattı.

Kurulun kuruluşu aşamasından sonra, görev ve yetkilerini, çalışma usullerini, ayrıntılı olarak belirleyen bir Yönetmelik hazırlanmış ve 1 Ağustos 1945 tarihinde yürürlüğe konulmuştur.Bu Yasa ve Yönetmelik yayımlandıktan sonra muamele vergisi hesap mütehassıslığı, kazanç vergisi hesap mütehassıslığı unvan ve dönemi sona ermiş ve “eskiler” kazanılmış hak gereğince, hepsi de hesap uzmanı veya hesap uzman muavini unvanını almışlardır.Artık yeni uygulamaya göre, Kurul’a atama veya kayırma yöntemiyle girme dönemi kapanmıştı.

Hesap Uzmanlığı ilk giriş sınavı, Yasanın çıkışından altı ay sonra Kasım 1945’de açıldı. Uzun süredir bu tür bir sınav açılmadığı için yeni mesleğin cazibesine kapılan 400 kadar aday bu sınavda şansını denedi. Birinci poromosyon olarak giriş sınavını 19 kişi kazandık. Sınavı kazananların çok büyük bir kısmının Siyasal Bilgiler kökenli olması büyük hayret ve sürprizle karşılandı. Bizim hepimizi İstanbul Grup Başkanlığı emrine verdiler.
1945 yılının Aralık ayı sonuna doğru İstanbul Grubuna iltihak ettik. O tarihte, İstanbul Grup Başkanılğı yarı ahşap, yarı kagir tarihi Defterdarlık binasının kuzey tarafına bakan bir blokuna yerleşmişti. Burası büyücek bir salonla irili ufaklı birkaç odadan oluşuyordu. İstanbul Grup Başkanı Müşavir Hesap?Uzmanı Ali Alaybek, muavini ise Mehmet Ali Adalan idi. Ali Alaybek bizi kabul ederek hepimizi başarımızdan dolayı kutladı sonra da Hesap Uzmanlığı mesleğinin önem ve özelliklerini belirten bir konuşma yaptı. Fakat bu konuşmanın ilginç yanı, yeni muavinlerin büyük çoğunluğunun Siyasal Bilgiler Fakültesi mezunu olmalarından dolayı bunlardan özür diledi. Çünkü Hesap Uzmanlığı mesleğinin sadece İstanbul Yüksek İktisat ve Ticaret Mektebi mezunlarına özgü bir imtiyaz olmaktan çıktığını ve SBO mezunlarının da bu alanda büyük başarı gösterdiğini belirterek bizleri kutladı.

Ali Alaybek’in bariton ve ciddi bir ses tonu ile yapmış oludğu bu konuşma ve verdiği öğütler, Kurula yeni katılmış olan bizim gibi “çömezleri” çok etkiledi, böylece hesap uzmanlığı mesleğinin ciddiyet, önemi hakkında çok şeyler öğretti. Aradan yıllar geçtiği halde, bunları unutamadık ve aynen uyguladık. Ali Alaybek’i ilk tanımam böyle oldu.


III. 1945 Yılı Sonunda İstanbul Grubu


İstanbul Grubunda göreve başladığımız zaman, “manzara-i umumiye” şöyleydi. Hesap Uzmanları Kurulu İstanbul Grubu “Babil Kulesi” gibi bir görünüş arzediyordu. Kurulda, Maliye Bakanlığının üst kademe bürokratları, meslekte isim yapmış eski hesap mütehassısları, Kanunun yayımlanmasından önce bu mesleğe türlü yollarla katılmış muavinler, Grup Başkanı ve yardımcısı olarak imtiyazlı yönetici sınıfı. Doğrusunu isterseniz, eskiler, Kurula sınavla katılmış yeni adayları bir hayli yadırgadılar “Bunlar da nereden çıktı!...” derecesine hayretlerini ifade etttiler. Bu yüzden birbirimize alışmamız, kaynaşmamız pek de kolay olmadı.

50-60 kadar uzman ve muavin yerleşmesi için bu mekân yeterli değildi. Bu yüzden vergi incelemeleri işyerinde yapılıyordu. 2-3 kadar odaya ise grup başkanı ile muavini, kıdemli uzmanlar, büro personeli yerleşmişti. Büyük salon kıdemsiz hesap uzmanları ile muavinlere ayrılmıştı.
İstanbul Grubuna katıldıktan sonra, beni, büyük bir şans eseri olarak, 1946 yılının ilk ayında muavin olarak Müşavir Hesap Uzmanı Rasim Saydar Hocanın yanına verdiler. O tarihte Rasim Saydar Hoca, Karaköy Perşembe Pazarı Kurşunlu Hanın üçüncü katında küçük bir odada çalışıyordu. Kendisini ziyarete gitmeden önce, danıştığım uzman arkadaşlar, Hocanın çok sert bir kişi olduğunu, dikkatli davranmamı özellikle hatırlattılar. Ben biraz da çekinerek çalışma yerine gittim ve huzuruna çıktım. Hoca o tarihte Kurşunlu Han’da deyim yerinde ise sürgünde olduğu için canı sıkkındı. Gelişimden pek memnun olmadığı yüzünden belliydi. Fakat zaman içinde aramızdaki buzlar eridi, birbirimize alıştık. Gördüğüm kadarı ile Müşavir Hesap Uzmanı Rasim Saydar’ın İstanbul Grup Başkanılğı ile pek bağlantısı yoktu. Akara ile temasları devam ediyordu. Bu hal beni de etkilemiş olacak ki, yukarıda Hoca’nın Perşembe Pazarı-Kurşunlu Han’ın üçüncü katında, kötü bir odada çalışmalarını sürdürdüğünü söyledim. Daha sonraki yıllarda bu memnuniyetsizliğin ve kırgınlığının nedenlerini pek anlamış ve öğrenmiş değilim. Ancak kuruluş yılında arada bazı çekişme ve tartışmaların geçtiğini sanıyorum.


IV- Meslek Yaşamı


Ali Alaybek’le bir yakınlığım olmadığı için onun özel yaşamı hakkında bir bilgiye sahip değilim. Yalnız Üstadın Beyoğlu Cihangirde oturduğunu, mutlu bir aile reisi olduğunu, bir kızı bulunduğunu, özel yaşamını işi ile evi arasında geçtiğini, aydın-entelektüel bir kişi olduğunu biliyorum. Onun yakınında bulunan meslek arkadaşlarımızın bu konuda daha geniş bilgileri vardır ve bu özelliğini zaman zaman dile getirmişlerdir. (Özellikle Orhan Güreli arkadaşımın anıları.)

Meslek yaşamına gelince Ali Alaybek’in biraz farklı olmakla beraber tıpkı Rasim Saydar gibi iki ayrı şapkası vardı. Bunlardan ilki her ikisi de Müşavir Hesap Uzmanıdır. şu farkla ki, Ali Bey Muamele Vergisi kökenli olduğu halde, Rasim Bey Kazanç Vergisi kökenli hesap uzmanıdır. Formasyonları açısından bu, önemli bir fark sayılır.

HUK kurulduktan sonra Rasim Saydar yine çantayı alıp mükellefler nezdinde vergi incelemelerine devam ettiği halde, Ali Alaybek 1945 yılından sonra mükellefler nezdinde vergi incelemesi yapmamıştır. Ali Beyin bu yönü geçmişte kalmıştır. Bu noktada her iki üstad birbirinden farklıdır.
Ali Alaybek’in ikinci şapkası, bir bilim adamı olmamakla beraber o gerçek bir bilim adamı gibi araştırmacı, yazar, usta bir vergi teknisyeni ve reformcudur. Evrensel bir kültürü ve geniş bir Dünya görüşü vardı.?Türkçe’ye çok hakimdi, kalemi çok güçlü idi.

Almanca ve Fransızca gibi iki Batı dilini iyi biliyor, Batı vergi literatürünü yakından izliyordu. Alaybek’in bu ikinci şapkası Hoca Rasim Saydarın ikinci şapkasından çok farklı idi. Çünkü Rasim Saydar yerli ve klâsik bir Muhasebe Hocası idi. Bilgisi çok sağlam olmasına rağmen, yerli ve sınırlı kalıyordu.
Müşavir Hesap Uzmanı ve İstanbul Grup Başkanı olarak Ali Alaybek aynı zamanda kalabalık bir üye grubundan oluşan Vergi Reform Komisyonu’nun Başkanlığını da yapıyordu. 15 üyeden oluşan bu karma komisyonun merkezi İstanbul’da ve Grup Başkanlığı binasında idi. Büro hizmetleri bu merkezden sağlanıyordu. Ali Alaybek’in bu Komisyon Başkanlığı emekliye ayrıldığı 1966 yılına kadar aralıksız devam etti. Müşavir Hesap Uzmanı Ali Alaybek’in idari görevi, İstanbul Grup Başkanlığı idi. Üstat bu görevi yardımcı Mehmet Ali Adalan’a devrettiği için idari işlerle pek meşgul olmuyordu. Grup Başkanlığını fiilen Hesap Uzmanı olan Mehmet Ali Adalan yürütüyordu? Bu meslekdaşımızı biraz yakından tanımak gerekecektir.

1903 İzmir doğumlu olan Mehmet Ali Adalan, önce İstanbul Defterdarı olan ve sonra da Maliye Bakanlığı yapan Maliye Müfettiş kökenli şevket Adalan’ın kardeşidir. Bu konumu itibariyle, İzmir Ticaret Lisesinden mezun olmuş, İzmir Defterdarlığı emrinde Buğday Kuruma Memurluğu yaptıktan sonra 1936 yılında Hesap Mütehassıslığına atanmış 1941 yılında Rasim Saydar’ın öğrencisi olarak İstanbul Yüksek İktisat ve Ticaret Mektebini bitirmiştir.
Kurulumuzun kuruluşu sırasında, Hesap Uzmanlığına atanan Mehmet Ali Adalan 30.11.1945’de Baş Hesap Uzmanı ve 1.06.1963’de Müşavir Hesap Uzmanı olmuştur. 1968’de yaş haddinden emekliye ayrılan Adalan’a ayrıca Fahri Hesap Uzmanı unvanı da verilmiştir. Mehmet Ali Adalan’ın en önemli özelliği, Ali Alaybek’in sağ kolu ve İstanbul Grup Başkan Yardımcısı olmasıdır. Bir ara Danışma Komisyonu Başkanlığı da yapmıştır. Mehmet Ali Adalan çok zeki, becerikli ve çalışkan, mükemmel bir idareci idi. Yıllar boyu, Ali Alaybek’in yardımcısı olarak, İstanbul Grubunu yönetmiş, iş dağıtımını yapmış, karmaşık yapıdaki kalabalık Grubu büyük meharetle yürütmüştür. Bu yüzden Ali Alaybek üstada pek iş bırakmamıştır. Adalan 1974 yılında vefat etmiştir.


V- 1945-1950 Yılları Arasında Yürürlükte Olan İki Önemli Vergi Türü


1945 yılından sonra sınavı kazanarak Hesap Uzman Muavini olan birinci ve ikinci promosyon arkadaşlarımızın karşılaştığı iki önemli vergi türünü burada açıklamak isterim. Çünkü kazanç vergisi hesap mütehassıslığı ile muamele vergisi hesap mütehassıslığı diye, bu mesleğin iki ana gruba ayrılması bu yüzdendir. Sonra da bizim kuşak, 1950 yılında Büyük Vergi Reformunun yürürlüğe girmesine kadar, beş yıl süre ile bu iki vergi ile uğraştı ve yeterlik sınavına da bu vergilerden sorumlu olarak girdi. Bu vergilerden ilki memleketimizde 1926 yılından beri uygulanan ve büyük değişikliklere uğrayan, gerçek kişiler ile şirketleri birlikte, karine usulüne göre vergilendiren 2395 sayılı Kazanç Vergisi Kanunu Bu vergi, beyanname usulüne de kısmen yer veriyordu.

2395 sayılı Kazanç Vergisi Kanunu, karine usulüne yani “Gayrısafi irat esasına göre vergilendirmeye” dayandığı için, beyan çok önemli değildi. Bu yüzden Kazanç Vergisi Hesap Mütehassıslığı, daha ileriki yıllarda, İstanbul Defterdarlığına bağlı bir Büro şeklinde Hoca Rasim Saydar tarafından 1942 yılında kurulmuş, daha yeni bir hizmet birimi idi. Fakat Kazanç Vergisinde beyanname usulü genişlemeye başladıktan sonra bankalar, sigorta şirketleri, ticari ve sanayi kuruluşu şeklindeki büyük işletmeler, bu kapsama girince, Kazanç Vergisi Hesap Mütehassıslığı da önemli bir meslek haline geldi. Ayrıca bu birimin şefi olan Rasim Hoca da bu işi çok ciddi tuttu ve birimi zaman içinde güçlendirdi.

İkinci önemli vergi ise, 1940’lı yılların başından gelen ve son şeklini alan 3843 sayılı Muamele Vergisi Kanunu (Özellikle imalat muamele vergisi). Bu vergi daha çok tekstil, un sanayii, bakır imalathaneleri, tel ve çivi, tabakhaneler üzerinde yoğunlaşıyordu. Bu vergide beyanname usulüne geniş yer veriyordu.

Bu yüzden olacak Muamele Vergisi Hesap Mütehassıslığı, daha 1936 yılında Ali Alaybek tarafından İstanbul Muamele Vergileri Müdürlüğüne bağlı bir hizmet birimi olarak kuruldu ve kıdem olarak Kazanç Vergisinden önceliğe sahiptir.

Bu bölümün şefi olarak Ali Alaybek meslek hayatı boyunca hep Muamele Vergileri ile uğraştı ve deyim yerinde ise bu vergi ile özdeşleşti. Nitekim çalışmamızın sonuna eklediğimiz Ali Alaybek Bibliyografyası’na bakacak olursanız, Üstadın bu konudaki etüd, araştırma, rapor ve yasa taslağı şeklindeki yayınlarının bolluğu dikkati çekmektedir. Ali Alaybek tam bir muamele vergisi teknisyen ve uzmanı idi. Hatta 1945 yılında yayımlanan “Muamele ve İstihlak Vergileri Tetkikatına Ait Notlar” başlıklı ve 1945 yılında İstanbul-Kenan Matbaasında basılmış 65 sahifelik rehber bizlerin yetişmesinde bile katkısı olmuş değerli bir çalışmadır.

1950 yılında Gelir Vergisi Reformu gerçekleştikten sonra, Ali Alaybek çalışmalarını Muamele Vergisi ile İstihlak Vergileri üzerinde yoğunlaştırdı ve iki vergi grubunu Gider Vergileri başlığı altında toplanarak bir reform tasarısı hazırlandı. 1950’li yılların ortasına doğru Maliye Bakanlığına ulaşan bu tasarı, o zamanlar Gelirler Genel Müdürlüğünde Müşavir olarak çalışan eski Maliye Müfettişi Cahit Kayra’nın anılarında belirttiğine göre, pek kabul görmedi. Fakat buna rağmen 6802 sayılı Gider Vergileri Kanunu 1956 yılında yasalaştı ve 1957 yılından itibaren uygulanmaya başladı. Kazanç ve muamele vergisi beyannamelerinin incelenmesinin teknikleri birbirinden oldukça farklı idi. Muamele vergisi daha çok imalât tekniğine yer veren, randımana dayanan, firenin ve envanterin ağır bastığı bir vergi inceleme yöntemi idi. Buna karşılık, kazanç vergisi incelemesi, muhasebe, denetim bilgisi, isteyen ve kazanç vergisinin girift hükümlerini iyi yorumlayan, deneyim gerektiren bir vergi inceleme türü idi. Kurul tek çatı altında birleştikten sonra, iki tür hesap uzmanı ayrılığı yıllar boyu devam etti. Buna karşı, bizler yeni kuşak muavin ve uzmanlar her iki vergiyi de öğrenerek mesleğe daha kolay intibak ettik.
1949 yılında Gelir ve Kurumlar Vergisi Kanunları ile Vergi Usul Kanunu kabul edilip 1950 yılı başında yürürlüğe girince, Büyük Vergi Reformu gerçekleşerek Kurulun vizyonu ve misyonu bütünüyle değişti ve gerçek huviyetine kavuştu. Genç ve yaşlı bütün hesap uzmanı ile muavinler yeni vergi sistemini öğrenmek için ve öğretmek için hummalı bir çalışma atmosferine girdik.?Önce Kurul içinde konferanslar tertipledik, sonra da eğitim kursları düzenleyerek kendimizi yetiştirdik, yeni vergileri öğrenmeye çalıştık. Daha sonra Türkiye sathına yayılarak, gruplar halinde vergi personelini, Anadolu’daki turnelerle halkı ve kamuoyunu bilgilendirmeye çalıştık. Bu eğitim ve öğretim programına o zaman radyoda özel yayınlar, broşürler hazırlayarak meslek teşekküllerini ve halkı eğitmeye çalıştık. Bu çalışma kampanyamız çok ilgi topladı ve hesap uzmanları kurulu ve mensubu olarak tanındık ve alandaki bilgi ve uzmanlığımız ön plana çıktı. Sonuç olarak Türkiye’de Maliye Müfettişliği yanında daha bilgili ve yetişmiş bir Hesap Uzmanlığı Mesleği doğdu ve zaman içinde büyük gelişme gösterdi.


VI. Müşavir Hesap Uzmanı Ali Alaybek?                      

Üstadın Gelir Vergisi Reformunda Katkı ve Ağırlığı


1950 yılında gerçekleşen, gelir ve kurumlar vergisi ile vergi usul kanunlarının kabulü ile tamamlanan Büyük Vergi Reformu’nun hazırlık yılları 1942 yılı başlarına kadar uzanmaktadır. Bu reform bir kişinin eseri değil kollektif bir çalışmanın ürünüdür. Bu çalışmalarda ön plana çıkan “beyin takımı” olduğu gibi, geri planda çalışan isimsiz kahramanlar da vardır. Bu reformun gerçekleşmesinde emeği geçenlerin tam listesi pek bilinmediği gibi, sekiz yıl devam eden çalışmalara katılmış kişilerin adları, görev yerleri ve unvanları belli değildir. Bu konuda sadece Prof. Dr. F. Neumark ile Müşavir Hesap Uzmanı Ali Alaybek’in isimleri ön plana çıkmaktadır.

Bu büyük hareketin gelişmesini araştırmak üzere rahmetli hocamız Prof. Dr. Salih şanver çalışmalara başlamış ve hatta benden de bilgi ve belge istemişti. Ben o zamanlar elimde mevcut, sanıyorum 1947 tarihli Gelir Vergisi Kanun Tasarısı, Kurumlar Vergisi Kanun Tasarısı ve Vergi Usul Kanunu Kanun Tasarısı başlığını taşıyan açık yeşil karton kabı olan, matbaada basılmış üç dökümanı kendisine vermiştim. Fakat bir süre sonra hocanın sağlığı bozuldu, araştırmaya başlayamadı ve topladığı belgeler ölümünden sonra ne oldu bilemiyorum.
Benim yaptığım ön çalışmalara dayanarak elde ettiğim bilgileri şöyle sıralıyorum;

Türkiye’deki Gelir Vergisi Reformunu, bu işin mimarı ve yaratıcısı sayılan Prof. Dr. Fritz Neumark 1982 yılında yayımlanan Boğaziçine Sığınanlar başlıklı anı kitabının 171’inci sahifesinde bakınız nasıl anlatıyor: “Bizzat bana değişik vesilerle, belirli iktisadi ve mali politika kararlarını etkilemek nasip oldu.
Çabalarımın temelinde, ülkenin vergilendirme sistemini modernleştirmeye ve rasyonelleştirmeye yardım etmek isteği yatıyordu. Mutlu raslantılar sayesinde bu istek daha sonra geniş ölçüde gerçekleşti. Daha önce de sözü edildiği gibi kısa bir süre sonra genç, çok yetenekli ve Avrupa öncelikle de Alman kurumlarını iyi tanıyan ve en azından benim kadar reform isteklisi bir maliyeci müttefik buldum: Ali Alaybek. Üst makamlarla yapılan sayısız görüşmelerden sonra, en sonunda maliye bakanını ve onun aracılığı ile tüm bakanlar kurulunu, vergi reformunu görüşmek için küçük bir bilirkişi komisyonu kurulmasının gerekliliğine ikna etmeyi başardık. Alaybek ve benim dışında İstanbul Defterdarının da katıldığı bu komisyon, yıllar süren yoğun çalışmalar sonunda geniş kapsamlı bir rapor düzenleyerek Almanya tipi bir vergi düzeninin kurulmasını, gelir, kurumlar ve esnaf-sanatkarlar için de bir tür verginin getirilmesini önerdi. Sonuncu tür verginin gerekçesi bu gibi küçük işletmelerin çağdaş, defter tutmayı gerektiren bir gelir vergisi kapsamına etkili ve kalıcı biçimde alınmasının umulamıyacağı idi.

Raporumuz açıklandıktan ve hele ona dayalı kanun tasarıları maliye bakanlığında hazırlandıktan az sonra, kamoyunda, anlaşılacağı üzere en başta reformla vergi yükleri artacak olan çevrelerin körüklediği şiddetli ve uzun süren bir mücadele başladı. Bir yıldan uzun bir süre boyunca genel basın, mesleki basın, ayrıca radyo ve meslek kuruluşları da-örneğin sanayi ve ticaret odaları-tartışma konusu projelerle meşgul oldu. Vergi reformu kongreleri, dernek ve kuruluşlarda düzenlenen protesto mitingleri vb. gündemde idi. Salt hükümet değil, ayrıca ve belki ön planda reform komisyonu üyeleri de sürekli ve sinir bozucu bir savunma savaşına girdiler. Her halükarda, o yıllarda ülkedeki tanınmışlık ve sevilmişliğim birbirine zıt yönlerde gelişti.”(*)
 
(*) Kaynak: Prof. Dr. Fritz Neumark: Boğaziçine Sığınanlar, İstanbul/1982 s. 170-171’den alınmıştır. 1940’lı yılların başlarından sonra, gelir vergisi alanında bir otorite sayılan Prof. Neumark Maliye Bakanlığında ağırlık ve itibarı olan bir bilim adamı sıfatıyla, resmen danışmanlık yapıyordu. Bu konuda daha ayrıntılı bilgiyi, 1941-1946 yılları arasında İstanbul Defterdarlığı yapmış olan Maliye Müfettişi Faik Ökte’nin Varlık Vergisi Faciası başlıklı kitabında buluyoruz.

1941-1942 yılları İkinci Dünya Savaşının en zor ve karanlık günleridir. Türkiye, tarafsız bir ülke olarak 1 milyon kişilik bir ordu beslemek zorunda kalmış ve savunma giderleri çok yükselmiştir. O tarihlerde olağanüstü savaş giderlerini karşılamak üzere, Bakanlığın emri ile İstanbul Defterdarı Faik Ökte’nin başkanlığında bir komisyon kurulmuş bu konuda önerileri içeren iki ayrı rapor hazırlanmıştır. Bu Raporlar Varlık Vergisi Tasarısı hazırlıklarının öncüsü niteliğindedir. Fakat türlü nedenlerle bu raporlar Maliye Bakanlığı nezdinde pek itibar görmemiş ve Bakanlık kendi görüşü çerçevesinde daha radikal bir tasarı hazırlayarak 1942 yılında Varlık Vergisi Kanunu’nu Meclisten geçirmiş ve 1943 yılında uygulama başlamıştır.
Faik Ökte’nin anılarında belirttiğine göre, başkanı ve üyeleri aşağıdaki gösterilen bu Komisyonlardan ikincisi daha sonra Gelir Vergisi Reformunu hazırlamak üzere görevlendirilmiştir. Komisyon şu üyelerden oluşmaktadır: (Kaynak: Faik Ökte, Varlık Vergisi Faciası, Nebioğlu Yayınevi, İstanbul/1952, s. 53)
 
Gelir Vergisi Reformu Tasarısını Hazırlayan Komisyon
1. Başkan : Faik Ökte, İstanbul Defterdarı
2. Üye : Mehmez İzmen, İstanbul İrat ve Servet Vergileri Müdürü
3. Üye : Prof. Dr. Fritz Neumark, İktisat Fakültesi Ord. Profesörlerinden
4. Üye : Rasim Saydar, Müşavir Hesap Uzmanı
5. Üye : Ali Alaybek, Müşavir Hesap Uzmanı
 
Faik Ökte’nin anılarına göre Gelir Vergisi Reform Tasarısı’nın hazırlayıp Bakanlığa sunan ve kabul ettiren Başkanla birlikte beş kişilik komisyon bu zevattan oluşmaktadır. Bu belgeden öğrendiğimize göre, o tarihlerde, Defterdarlığa bağlı olarak çalışan Kazanç Vergisi Beyanname Tetkik Bürosu şefi olan Müşavir Hesap Uzmanı Hoca Rasim Saydar’da bu Komisyonda üye olarak görev almıştır. Daha sonra bu Komisyonun hazırladığı Rapor Bakanlık bürokratları tarafından yasa maddeleri haline getirilip Vergi Kanunu Tasarısına dönüştürülmüştür. Bu güç, teknik bilgi, deneyim ve beceri gerektiren kodifikasyon çalışmalarını kimlerin yaptığını bugün için, elde bilgi ve belge olmadığı için bilemiyoruz. Fakat hazırlanan Yasa Tasarıları Meclis Komisyonlarında enine boyuna incelenmiş ve genel kurulda 1949 yılı sonlarına doğru kabul edilerek o zamanın Maliye Bakanı Nurullah Sümer döneminde kanunlaşmış ve yine dönemin Maliye Bakanı İ. Rüştü Aksal zamanında yani 1 Ocak 1950 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Yukarıda da bir ara belirttiğim gibi 1950 yılında gerçekleşen Gelir Vergisi Reformu, siyaset adamları, bilim adamları, Maliye Bakanlığı bürokratlarının ortak ve ahenkli çalışmalarının bir ürünü sayılır. Bu eserde her kesimin kendi ölçüsünde bir katkısı ve payı vardır. Bu büyük reformu kişi ve bir kuruluşa mal etmek gerçekten haksızlık olur. Ancak Prof. F. Neumark ile Ali Alaybek’i bu hareketin beyin takımı veya mimarları olarak kabul edebiliriz.


VII. Hesap Uzmanı Orhan Güreli Ali Alaybek’i Anlatıyor


Hesap Uzmanı Orhan Güreli, bu mesleğe girdikten sonra, büyük şans eseri olarak Müşavir Hesap Uzmanı büyük Üstad Ali Alaybek ile onbeş yıl kadar birlikte çalışmış, deyim yerinde ise onun “asistanlığını” yapmıştır. Bu her meslekdaşımıza nasip olmıyacak bir ayrıcalık ve şans sayılır. Bu yüzden Ali Alaybek’i en yakından tanıyan meslekdaşlarımızdan biri sayılır. Birçok toplantı ve biraraya gelişlerde, Orhan Güreli kendine has üslübu ile onu, bazı özellikleri ile çok güzel anlatırdı. Bu toplantıların birinde ben de kendisini zevkle dinlemiştim. Hesap Uzmanları Kurulunun kuruluşunun 57. yılı nedeniyle genç arkadaşlarımızdan biri, A. Naci Arıkan, Vergi Dünyası adına “Fahri Hesap Uzmanı Orhan Güreli ile Ali Alaybek Üstadımız ve Hesap Uzmanları Kurulunun ilk kuruluş günleri üzerine bir söyleşi” yaptı bunun metni Dergimizin Haziran/2002 sayısında yayımlanmıştır.
şimdi sizlere bu söyleşiden bir soru ile Gürelinin buna verdiği cevabı aynen aktarıyorum.

“A.Naci Arıkan: Ali Alaybek üstadımızın Hesap Uzmanları Kurulu’nun kuruluş dönemindeki konumu hakkında bize bilgi verebilir misiniz ?

Orhan Güreli : Efendim Ali Bey o zaman Muamele Vergileri Hesap Mütehassısları Bürosu şefiydi. Çünkü biliyorsunuz o zaman iki müessese vardı. Biri Kazanç Vergisi Hesap Mütehassısları; diğeri de Muamele Vergisi Hesap Mütehassısları. Bu bürolar Kazanç ve Muamele Vergileri Kanunları ile teşkil edilmişti. Bunlar aşağı yukarı bugün bizim Hesap Uzmanı olarak yaptığımız hizmeti ifa ediyorlardı. Ali Bey Muamele Vergileri Hesap Mütehassısları Bürosu’nun Defterdarlığa bağlı şefiydi. Yeri Perşembe Pazarı’nda bulunan Kurşunlu Han’da idi. Bir de Kazanç Vergisi Hesap Mütehassısları’nın bürosu vardı. Onlar da Defterdarlığa bağlı idiler. Onların da başında Rasim Saydar bulunuyordu. O da Hesap Uzmanı olarak kurula intikal etmiş ve İstanbul Grup Başkanlığı da yapmıştı. Kendisi İktisadi Ticari İlimler Fakültesi’nde hocalık da yaptı. Ben Ali Beyi ilk defa 1944-1945 senesinde tanıdım. Kendisini tanımam şöyle olmuştu. Ali Bey kazanç vergisinin mahiyetini tamamıyla anlamak için İstanbul Defterdarlığı’na müracaat ediyor. O zaman Defterdarlıkta Mehmet İzmen Bey vardı. Mehmet İzmen Bey İstanbul Defterdarlığı’nda İrat-Servet Vergileri Müdürüydü. Kendileri daha sonra Maliye Bakanı da olmuştur. O zaman ben Hocapaşa Tahakkuk şubesi’nde şef muavini ve beyannameli servis tahakkuk şefiydim. Mehmet İzmen Bey demiş ki “Hocapaşa’da bir Mülkiyeli var, Orhan Güreli. O bu konuda gerekli açıklamaları yapabilir.” Ali Bey Hocapaşa’ya geldi. Arkadaki müfettiş odasına geçtik. 15 gün boyunca orada Ali Beyle birlikte kazanç vergisi konusunda çalışmalar yaptık. Kazanç vergisini adeta baştan aşağı Ali Bey’le birlikte etüd ettik. İlk tanışmamız buydu. Sonra da 1945’te Hesap Uzmanları Kurulu’na girdiğimiz zaman karşıma yine o çıktı. Ondan sonra da hayatının sonuna kadar beni bırakmadı. Ben de onun çırağı olarak çalıştım, demek ki bu ilişki 1945’te başladı.

Ali Alaybek vergi reformu çalışmalarına 1944’de başladı. Biliyorsunuz o tarihte 2395 sayılı Kazanç Vergisi Kanunu yürürlükte idi. 3840 sayılı Kanun’la da kazanç vergisinde beyan esası getirilmişti. Fakat randımanı düşük bir vergiydi ve tabii modern vergicilik içinde de bir önemi yoktu. O yüzden, o zamanki Halk Partisi Maliye Bakanı olan İsmail Rüştü Aksal Ali Beyden modern bir gelir vergisi sistemi çalışması yapmasını istemişti. O arada Neumark, kazanç vergisinin ıslahı hakkında bir rapor yazmıştı. Yani modern bir gelir vergisi sistemi değil, kazanç vergisinin ıslahı hakkında bir raporu vardı. Mühim olan şu ki; Neumark işe yeni bir modern vergi sistemini getirmek olarak değil, kazanç vergisinin ıslahı fikriyle başlamıştı. Fakat o arada da Ali Bey’den de bu konuda sistematik bir çalışma yapması istenmişti. Ali Bey 1944’te bu çalışmalara başlıyor, bu çalışmalara başladığı zaman yanında yardımcı olarak da maliye müfettişi Suat Başer Bey vardı.”

Orhan Güreli arkadaşımın bu demecinde düzeltilmeye muhtaç bazı önemli hata ve yanılmalar mevcut. Bunları tek tek ele alarak belirtmek yararlı olacaktır. Orhan Güreli arkadaşım hesap uzmanlığına ikinci promosyonla girmiştir ve bu yüzden mesleğe başlaması 1946 yılı Mayıs ayı sonlarına rastlar. Arkadaşımız 1945 yılında hesap uzman muavini olmamıştır ve Hocapaşa Vergi Dairesinde tahakkuk şefi olarak çalışıyordu. Anılarında da belirttiği gibi, Ali Alaybek’le de tanışması bu Dairedeki çalışmaları sırasında 1944-45 yıllarına rastlar.

Önemli olan diğer bir husus, Orhan Güreli arkadışımız Prof. Dr. F. Neumark’ın 1944-45 yılında “Kazanç Vergisinin Islahı” ile ilgili bir rapor yazdığını söylüyor. Böyle bir rapor yazılmamıştır ve ortada mevcut da değildir.

Burada ileri sürülen görüş ve açıklamalar gerçeği yansıtmaktan uzaktır. Önce Prof. Dr. Fritz Neumark Türkiye’de gelir vergisi kavramını ilk getiren ve yayan bir bilim adamıdır. 1945 yılında yayımladığı Gelir Vergileri (Teori ve Pratik) eseri ile bu vergi Türk mali literatürüne girmiş ve yerleşmiştir. Dünya literatüründe de Hoca, bu verginin teori ve uygulamasına katkıları olan, bu konunun uzmanı bir bilim adamıdır. Bu gerçek karşısında Prof. Neumark’ın bu modern vergiyi bir yana bırakıp, hem de Ali Alaybek’in yanında çağın gerisinde kalmış kazanç vergisini savunmasına maddeten imkan yoktur. Böyle bir beyan yarım yüzyıl sonra büyük hocaya hem haksızlık ve hem de bühtan olur. Kaldı ki, Gelir Vergisi Reformu Prof. Neumark ile Ali Alaybek’in ortak çalışmaları ve işbirliği sonunda gerçekleşmiş bir porjedir.

Bu söyleşideki diğer konulara gelince, bunlar hakkındaki düzeltmelerim de şöyledir. Eldek pek bilgi ve belge olmamasına rağmen gelir vergisi reform hareketinin başlangıcı 1942 yıllarına kadar geri gider. Ancak bu çalışmaların gerçek anlamda başlaması 1944-45 yıllarında, Faik Öktenin İstanbul Defterdarı olduğu yıllarda başlar ve sonra devam eder.

Faik Ökte’nin Varlık Vergisi Faciası başlıklı kitabında naklettiğine göre, Varlık Vergisi Hazırlık Çalışmaları için toplanan Komisyonun Raporu, Ankara’da kabul görmeyince, aynı Komisyon daha sonra Gelir Vergisi Reform Taslağını hazırlamakla görevlendirilir ve çalışmalar bu zatın başkanlığında devam eder. Bu hususu yukarıda daha ayrıntılı olarak ele alıp açıklamıştım. Bu dönemde Maliye Bakanı İ. Rüştü Aksal değil, Nurullah Esat Sümer’dir ve Reformu başlatan bakan bu zattır. İ. Rüştü Aksal Maliye Bakanı olduğu zaman 1950 yılı başında yeni vergi sistemi yürürlüğe girer ve uygulama başlar. Demek oluyor ki Reformu başlatan bakan ile reformu uygulamaya başlatan bakanlar farklıdır.


VIII. Ali Alaybek’in Özellik ve Nitelikleri


Müşavir Hesap Uzmanı Hoca Rasim Saydar’ın yaşam öyküsünü anlatırken özellikle vurguladığım gibi, bu Kurulu’un bir değil iki kurucusu vardır. İkinci kurucu üstad Rasim Saydar’dır. Çünkü bu zat 1942 yılında İstanbul Defterdarlığına bağlı olarak Kazanç Vergisi Hesap Mütehassıslığı Bürosunu kurmuş ve bu hizmet biriminin şefi olmuştur. 4709 sayılı Yasa kabul edilip Hesap Uzmanları Kurulu faaliyete geçmeden önce Hoca Rasim Saydar seçkin bir kadro ile Müşavir Hesap Uzmanı olarak Hesap Uzmanları Kuruluna katılmıştır. şu farkla ki, Ali Alaybek’in meslek kıdemi Hocaya göre daha eskidir. Bu noktayı vurguladıktan sonra şimdi de yine karşılaştırmalı olarak Ali Alaybek’in, mesleki açıdan özellik ve niteliklerini belirtmeye devam edeceğim.

Ali Alaybek aristokrat diyebileceğimiz bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelmiş, çok iyi koşullar altında iyi bir eğitim alarak yetişmiştir. Babası Rıza Servet bey hem hekim hem de Cerrahpaşa Hastanesinin kurucusudur. Bu refah ve eğitim düzeyi, onu diğer meslekdaşlardan farklı bir konuma getirmiştir. Halbuki Hoca Rasim Saydar, orta halli bir ailenin çocuğu olarak güç koşullar altında kendi kendini yetiştirmek zorunda kalmıştır. Bu ortam ve koşullar, Kurulumuz iki değerli kurucu üyesinin farklı yönlerde çalışma ve gelişmesi ile sonuçlanmıştır. Tekrar geriye dönecek olursak Ali Alaybek, İmparatorluğun son dönemine rastlayan yıllarda o zamanın gözde okulları olan Saint?Josephe ve Alman Lisesi gibi iki okulda eğitim gördüğü halde Rasim Saydar sıra okullardan mezun olmuştur.

Fakat Ali Alaybek’in Almanya’da kısa ekonomi eğitimini bir yana bırakacak olursak, iki usta, hemen hemen aynı yıllarda İstanbul Yüksek Ticaret Mektebinden mezun olarak aynı düzeyde birleşmişlerdir. Bu ikilinin meslek seçimleri de farklı olmuştur. Ali Alaybek mezuniyetinden sonra işe özel sektörde başlamış, bu işler pek hoşuna gitmemiş olacak ki, 1936 yılında Muamele Vergisi Hesap Mütehassısı olarak kamu kesimine geçmiş ve uzun meslek yaşamını burada tamamlayarak Müşavir Hesap Uzmanı olarak buradan emekli olmuştur. Buna karşılık,?Rasim Saydar, çalışma hayatına kamu kesiminde kendi deyimi ile “muallim” olarak başlamış bu alanda kendini yetiştirmiş ve sonunda mezun olduğu okula hoca olmuştur. Ancak 1942 yılında İstanbul Defterdarlığı Kazanç Vergisi Hesap Mütehassıslığına atanmış kamu kesimindeki mevkiini güçlendirmiş, bu bölümün amiri olmuştur. Her iki ustanın en sonunda Müşavir Hesap Uzmanı olarak bu meslekten emekli olmaları onları bir noktada birleştirmiştir. Ali Alaybek, yüksek tahsilinden sonra ekonomi ve vergicilik alanında çalışmalara devam etmiş, Rasim Saydar Hocalık mesleğini seçerek kendi kendini yetiştirmiş; muhasebe, vergi ve denetim konularında uzmanlaşmıştır. Fakat şurasını da belirtmek gerekir ki, Rasim Saydar biri hocalık ve diğeri hesap uzmanlığı mesleğini sonuna kadar sürdürdüğü halde, Ali Alaybek üstad, Kurulun kuruluşundan sonra Hesap Uzmanlığı görevini bırakmış ve kendisini bütünü ile bilimsel ve mesleki çalışmalara adamış ve “Hesap Uzmanlığı” sıfatını sembolik olarak muhafaza etmiştir.

Bu alanda önce vergi teorisyeni ve uygulamacı olarak Büyük Vergi Reformunun gerçekleşmesine büyük katkı sağlamış, daha sonraki dönemde 1962’de yeniden kurulan Vergi Reform Komisyonu Başkanı olarak bu tür çalışmalarını 15 yıl süre ile aralıksız devam ettirmiş ve Müşavir Hesap Uzmanı olarak 1966 yılında yaş haddi nedeniyle emekli olarak Kurul’dan ayrılmıştır.

Rasim Saydar hocalıkla Müşavir Hesap Uzmanlığını birlikte götürmüş deyim yerinde ise elde çanta, bankalar, sigorta şirketleri, büyük sanayi kuruluşlarıı, ithalat ve ihracatcı firmalar nezdinde vergi incelemeleri yapmış, raporlar yazmış, turneye çıkmış, gittiği yerden ses getirmiş, genç meslek mensuplarını yetiştirmiş, onlara muhasebe ile ilgili kurslar düzenlemiş, ehliyet sınavlarında üye olarak bulunmuş ve kariyerini bu yönde tamamlamıştır.
İşte iki büyük hesap uzmanı ustadın birbirinden farklı ve ayrıldığı noktalarından önemli olanı, bu çalışma yöntemi olmuştur. Ali Alaybek bir teorisyen, bir vergi teknisyeni ve düzenleyicisi olarak mesleğin üst düzeyinde kalmış, Hoca Rasim Saydar yıllar boyu gerçek bir hesap uzmanı olarak misyon ve vizyonunu meslekten kopmayarak sonuna kadar bir hesap uzmanı olarak kalmıştır. O gerçekten bu mesleğin kurucusu, ağır işçisi, gençleri bu mesleğe yetiştirici bir eğitimci ve rehber olarak kalmıştır. Şimdi yine iki büyük ustanın hesap uzmanı olarak birbirinden farklı olan yönlerini belirtmeye devam edelim. Ali Alaybek, Amerikan aktörleri gibi çok yakışıklı, ince ve zevkli giyinen, herkese karşı kibar, zarif fakat mesafeli davranışları ile ilgi toplayan, kalınca, bariton ve etkili sesi ile muhataplarını etkileyen güçlü bir hatip kişiliği vardı. Nadiren yapılan grup toplantılarında konuşmaya başladığı zaman genç arkadaşlarımızı çok etkilemiştir.

Rasim Saydar’ın yetişme tarzı nedeniyle kılık ve kıyafete fazla düşkünlüğü yoktu. Temiz ve düzgün giyinir, koyu renkli kurvaze ceketli takım elbiseleri tercih ederdi. Genç arkadaşlara giyim, kuşam ve kravat konusunda tavsiye ve telkinlerde bulunduğuna tanık olmadım. Uzun yıllar hocalık yapmış olmanın alışkanlığı ile olacak, tatlı fakat gür bir ses tonu ile çok muntazam konuşur, vergi incelemeleri sırasında gayrı müslim ve Fransızca bilen muhasebecilere hitap ederken istediği belgelerin türlerini Fransızca söylemeyi severdi. Çok sert ve ciddi hocalığının yanında çalışkan, konusunu çok iyi bilen, vergi ve denetim bilgisi güçlü ve sağlam, eğitici ve öğretici niteliklere sahip bir meslek mensubu idi. Gittiği her yerde hoca ve müşavir hesap uzmanı olarak itibar görür, bilgisi ve meslek deneyimi ve efendi kişiliği ile saygınlık toplardı. Bu açıklama ve karşılaştırmaları bugün daha tarafsız ve objektif ölçülere göre değerlendirecek olursak, bir yanda Ali Alaybek, diğer yanda Rasim Saydar iki ayrı ve farklı dünyanın insanları idi. Mesleki açıdan bu iki büyük üstad Müşavir Hesap Uzmanı olarak aynı unvanı taşımalarına rağmen, iki ayrı kulvarda koşuyor ve fakat yolları birbiri ile kesişmiyordu. Onların her biri ayrı bir zirve idi.


IX. Ali Alaybek ve Politika


Ali Alaybek mizaç olarak politikaya yatkın bir kişi değildi. O iyi yetişmiş iki yabancı dil bilen, kendi kendini yetiştirmiş ve bilimsel çalışmalara adamış, yüksek dereceli maliye bürokratı idi. Bu nedenle Ankara’da Maliye Bakanlığında kendisine sunulan üst kademe görevleri kabul etmemiş; meslek yaşamını Müşavir Hesap Uzmanı olarak tamamlamayı yeğlemiştir. Bülent Ecevit’in kabinesinde bakanlık yapan Eski Maliye Müfettişi Cahit Kayranın 2. baskısı 2008’de yapılan Telefon Rehberi başlıklı anı ve portreler kitabından öğrendiğimize göre, Ali Alaybek’in Akara Ulus’taki eski Maliye Bakanlığı binasında 1950’li yılların başında bir çalışma odası bile varmış. Yazar, buranın telefon numarasını bile veriyor.

Zamanın Maliye Bakanı, İ. Rüştü Aksal, Müsteşar Mehmet İzmen, Gelirler Genel Müdürü Sami şehbenderler, HUK’un ilk Başkanı Abbas İdil, Müşavir Hesap Uzmanı Ali Alaybek, Bakanlık Danışmanı Prof. Dr. F. Neumark. Bu kadro içinde, kuşkusuz, Büyük Vergi Reformun hazırlanmasında Ali Alaybek’in payı önemli ve ağır basıyor. Başlatmış olduğu vergi reformu süreci sonunda Türkiye’de yeni Gelir Vergisi Sistemi kabul edildikten sonra onun adı ve ünü her yerde duyulmaya başladı. Bilimsel çevrelerde ve iş aleminde büyük kabul gördü. Yaklaşan 1950 seçimlerinde Demokrat Parti kendisini Adana Bölgesinden milletvekili adayı göstermeye karar verdi ve bunu yazılı olarak kendisine bildirdi. Bu haber İstanbul’da büyük sansasyon yarattı ve Kurulumuzda tartışmalara neden oldu. Genç kuşak Hesap Uzmanı arkadaşlar Ali Alaybek’in bu teklifi kabul etmesi taraftarı idi. Çünkü bu teklifin arkasındaki asıl amaç Üstadın eğer DP geçimi kazanırsa O’nun Maliye Bakanı olması idi. Böyle bir projenin gerçekleşmesi halinde Kurulun itibarının artması ve Ali Beyin gerçekten bu mevkie lâyık olmasını sağlamaktı. Bu fikre karşı çıkan eski kuşak Hesap Uzmanları ve özellikle Ali Alaybek’in yakın mesai arkadaşları ve yardımcısı Mehmet Ali Adalan, üstadın böyle maceraya atılmasının ilerisi için tehlikeli olacağını ve bu teklifi reddetmesi şeklinde idi. Ali Bey gerçekten iki yönlü ağır bir baskı altında kaldı ve Ali Bey yazdığı kibar bir mektupla teklifi geri çevirdi. Gençler grubu bu sonuca çok üzüldüler.
Eğer Ali Bey teklifi kabul edip milletvekili seçilip sonra da Maliye Bakanı olsa sonuç ne olurdu? Bugün konuyu daha serinkanlılıkla değerlendiğimiz ve ileriki yıllarda Demokrat Partinin akibetini gördükten sonra insanın “Her işte bir hayır var!..” diyeceği geliyor. İşte, büyük Usta Ali Alaybek’in politika macerası da böyle.
 
X. Vergi Reform Komisyonu


Prof. Dr. Fritz Neumark-Ali Alaybek tarafından gerçekleştirilen 1950 yılında yürürlüğe giren Büyük Vergi Reformu ile Türkiye’de Gelir Vergisi, Kurumlar Vergisi ve Vergi Usul Kanunu ile İşletme Vergisi Kanunu (1955’te yürürlükten kaldırılmıştır) ile dolaysız vergiler düzen ve disiplin altına alınmış; fakat Reformun diğer ayağını oluşturan dolaylı vergiler açıkta kalmış, bunlara dokunulmamıştı. Halbuki 1943 yılından beri uygulanmakta olan Muamele Vergisi Kanunu, bazı değişikliklerle hala yürürlükte idi. Dolaylı vergiler alanında yapılacak reform için yeni model ve örnekler aranmasına gerek kalmadan, yürürlükte olan Muamele Vergisi Sisteminin ıslahı yoluna gidilmiş ve 23.07.1956 tarih ve 6802 sayılı Gider Vergileri Kanunu şeklinde kabul edilerek, 1957 yılı başından itibaren yürürlüğe konulmuştur. Ancak bu değişiklik tam bir reform sayılmazdı. Çünkü o tarihlerde Fransız buluşu sayılan Katma Değer Vergisi Kanunu, o ülkede yürürlüğe girmişti. Halbuki Türkiye’de yeni kabul edilen 6802 sayılı Gider Vergileri Kanunu, ilk üretim maddeleri üzerinden alınan toplu bir muamele vergisi türünde idi. O zaman için KDV’ye geçiş, her nedense pek düşünülmemişti. Türkiye’de KDV Reformu yaklaşık otuz yıl sonra yine Hesap Uzmanı kökenli hızlı bir Maliye Bakanı olan Vural Arıkan zamanında 1985 yılı başında gerçekleşebildi. 1957 yılı başında yürürlüğe giren 6802 sayılı Gider Vergileri Kanunu kısa zamanda büyük eleştirilere uğradı. Çünkü bu vergi çağın gerisinde kalmıştı. Ortak Pazar ülkeleri KDV uygulama hazırlıklarına başlamışlardı. Ayrıca Gider Vergisinin en büyük mükellefleri Türkiye’de kamu iktisadi teşebbüsleri yani KİT’lerdi ve bu yüzden bu vergiye KİT vergisi deniliyordu. Kümülatif etkileri yüzünden vergi “yığılma” ya neden ve sanayiin gelişmesine engel oluyordu.

1960 yılında gerçekleşen Devrimden sonra vergi yasaları üzerinde bazı düzeltmeler yapıldı ve bunlar yeterli görülmedi. Bundan sonraki yıllarda Maliye Bakanlığına bağlı olmak üzere, sürekli görev yapacak şekilde Vergi Reform Komisyonu kurulmasına karar verildi. 1962 yılında kurulan bu Komisyonda Maliye Bakanlığının yanı sıra, Devlet Planlama Teşkilatı, Üniversiteler, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği temsilcileri yer aldı. Bu komisyona Hesap Uzmanları ile Maliye Müfettişleri de üye olarak katıldı.

Komisyonun çalışma Merkezi İstanbul ve Başkanı da Müşavir Hesap Uzmanı Ali Alaybek’ti. İlk yıllar Komisyon ciddi ve sürekli mesai yaparak ciltler halinde Raporlar yayımladı. 1970 ve izleyen yıllarda Komisyonun etkinliği azalmıştır. 12 Eylül 1980 askeri müdahalesinden sonra Komisyon dağılmış ve 2005 yılında Vergi Konseyi başlığı altında yeni bir düzenlemeye gidilerek Vergi Reform Komisyonu kaldırılmıştır. Bugün elimizde, bu Komisyon tarafından hazırlanmış ve basılmış yeşil kaplı altı kalın cilt halinde tarihsel değeri olan çalışma kalmıştır.


XI. Eserleri


Ali Alaybek vefat ettiği zaman 85 yaşında idi. Bu yaş Türkiye standartlarına göre oldukça uzun bir ömür sayılır. Halbuki Hoca Rasim Saydar genç sayılacak bir yaşta 65’inde ölmüştü. Alaybek gerek memuriyet döneminde ve daha sonra emekliliğinde, hiç durmamış okumuş, düşünmüş ve yazmış bol eser vermiştir. Bu açıdan velût bir yazar sayılır. Fakat ne yazık ki, onun uğraşı alanı olan vergi teorisi ve uygulaması hızlı değişen ve çabuk eskiyen ve güncelliğini kaybeden konulardan oluşuyordu. Bu nedenle onun bunca emek ve göz nuru ile hazırladığı kitap, etüd, araştırma ve özellikle raporları bugün için güncelliğini kaybetmiş, eskimiş ve birer tarih olmuştur. Adına Hesap Uzmanları İstanbul Grubunda bir kitaplık kurulan üstadın kaleme aldığı eserlerin tümüne yakın kısmı burada toplanmıştır. Bugün bunları incelediğimiz zaman çoğunun eskidiğini ve güncelliğinin kalmadığını görüyoruz. Ancak Türkiye’de vergi teori ve uygulamasının hangi aşamalardan geçtiğini görebilmek için bunların tarihi bir değeri olduğunu kabul etmek gerekir. Bu eserler gelecek kuşaklarar birer anı ve belgeler olarak devredilecektir.

Bu girişten sonra, Üstad Ali Alaybek’in eserlerini iki başlık altında yani A) Kitaplar, B)?Etüd - araştırma - raporlar, hizmet içi etüdler başlığı altında toplayarak kısaca tanıtmaya çalışacağız.


A- Kitaplar


Ali Alaybek’in kitap olarak yayımlanmış çok az eseri vardır. Altı kalın cilt olarak yayımlanan Vergi Reform Komisyonu’nun Raporu kollektif bir çalışma ürünü olduğu için Ali Alaybek’in imzasını taşımamaktadır. Ancak unutmamak gerekir ki bu çalışmaların gerçek yaratıcı ve mimari Ali Alaybek’tir.?Bu konuyu yukarıda uzun ve ayrıntılı şekilde açıkladığım için tekrar dönem istemiyorum. şimdi üstadın kitap şeklinde yayımlanan eserlerini ele alabiliriz.


1. Ali Alaybek: Gelir Vergisi Davamız
 İstanbul/1947

Bu kitap yayımlandığı zaman ben Kurula girmiş genç bir Hesap Uzman Muavini idim. Gelir Vergisi Reformunun en hareretle tartışıldığı günlerdi. Alaybek muhaliflerle gündelik tartışma ve polemik yoluyla cevap vermek istemediği için; görüş ve fikirlerini, küçük ve fakat önemli bir eseri ile cevap vermeyi tercih etmiştir. Yüzelli sahifelik bu eser üç ana kısımdan oluşuyor.

I. Kısım vergi reformunun izahı,

II. Kısım Reform aleyhtarları

III. Kısım Gelir Vergisinin tatbik kabiliyeti.

Gelir Vergisi reformuna karşı, o zaman için sermaye kesiminden gelen muhalefet, Prof. Neumark’ın anılarında da yer aldığı gibi, çok güçlü ve insafsızdı. Reform taraftarları, bu karşı koyma nedeniyle çok sıkıntılı günler geçirdiler. Nihayet Alaybek üstad bu kitabı ile onlara gerekli cevabı vermiş oldu. Bu muhalefeti o zaman için İstanbul Tüccar Derneği yöneticisi olarak görev yapan ve Limancı Hamdi Bey (Asıl adı Ahmet Hamdi Başar) adı ile maruf bir zat yürütüyordu. Birkaç yıl önce (2007) değerli meslek arkadaşım Mustafa Uysal’ın Dünya Gazetesinde yayımlanan Gelir Vergisi Reformu ile ilgili bir yazısında adı geçen A. Hamdi Başar adındaki zat ile ilgili yazısına, kendisine gönderdiğim bir mektupla şu açıklamayı yaptım: “Bendeniz 1945 yılı sonlarında sınavı kazanarak Hesap Uzmanları Kuruluna katılmış genç bir muavin olarak bu zatı yakından tanıyan kişi olarak hikayeyi kendi açımdan aktarmak ve katkıda bulunmak istiyorum.

1947 yıllarının başlarında Türkiye’de gelir vergisi reformu, hararetle tartışılan konuların başında geliyordu. Prof. Dr. Fritz Neumark-Ali Alaybek ikilisinin dahil olduğu komisyon Türkiye’de Gelir Vergisi Reform Tasarısını hazırlamakla meşguldüler. Fakat o zaman Özel Kesim temsilcisi İstanbul Tüccar Derneği’nin yöneticisi Ahmet Hamdi Başar, Vergi Reformuna karşı görüşün temsilcisi olarak toplantılar düzenleyerek ve yazılar kaleme alarak muhalefet ediyordu. Bu karşılıklı tartışma bir süre devam etti. Hatta Ali Alaybek Üstadımız Gelir Vergisi Davamız başlıklı bir kitap yayımlayarak karşı görüşlere cevap verdi ve gelir vergisini şiddetle savundu. Bu karşılıklı tartışma 1949 yılına kadar devam etti ve CHP Maliye Bakanı İsmail Rüştü Aksal’ın zamanı idaresinde TBMM, Gelir, Kurumlar Vergisi Kanunu ile Vergi Usul Kanunu kabul ederek Büyük Vergi Reformu gerçekleşti ve 1950 yılı başından geçerli olarak uygulanmaya başladı. İstanbul Tüccar Derneği Yöneticisi olarak Limancı Hamdi Bey’in savunduğu görüş, 1940’lı yılların sonlarına doğru, Türkiye’nin içinde bulunduğu ortam ve koşullar, gelir vergisi gibi modern ve beyana dayanan bir vergi sisteminin uygulanmasına elverişli olmadığı görüşüne dayanıyordu. Fakat asıl neden, İstanbul Tüccar Derneği, ek bir mali yük getirecek olan gelir vergisine karşıydı ve bu muhalefetin savunucusu olarak akıllı, eli kalem tutan ve güzel konuşan bir sözcü bulmaları gerekiyordu. Ahmet Hamdi Başar daha sonraki yıllarda Demokrat Parti Milletvekili olarak Meclise girdi. Liberal görüşleri ile Komisyonlarda görev yaptı ve bazı projelere imza attı ve daha sonraki yıllarda unutulup gitti.
İşte Ali Alaybek’in bu kitabının serüveni de böyle.

2. Ali Alaybek: Batı Vergi Politikalarında Yeni Eğilim ve Akımlar
İstanbul/Mayıs/1965, s. 146.

Ali Alaybek’in önemli çalışmalarından biridir. Kurul mensubu olarak Ali Alaybek de diğer Hesap Uzmanı arkadaşlar gibi, 1960’lı yılların başında Avrupaya gitmiş ve oradaki incelemelerden sonra, dönüşte biraz gecikmeli olarak bu çalışmasını yayımlamıştır. O tarihlerde Batı Avrupadaki vergi politika ve düzenlemelerindeki eğilim ve akımlar bu kitaba çok özet olarak yansıtılmıştır. Reform Komitesi Başkanı olarak Alaybek bu akımlardan özellikle o tarihlerdeki Ortak Pazar üyeleri olan ülkelerdeki vergi reformu, muamele vergilerindeki gelişmeler, vergi indirimlerinden çok etkilenmiş bu akımları Türk vergi sistemine yansıtmak için çalışmalar yapmıştır. Büyük Ustad, 1965 yılının aralık ayı ortasında “Aziz Kardeşim Dr. Selahattin Tuncer’e sevgi ve saygılarımla” ithafı ile eserin bir kopyasını da bana vermiştir. Etüdümüzün ekler bölümünde, bu belgenin bir örneğini değerli bir anı olarak sunuyorum.

3. Kitaplıkta “Kitap” Olarak Kayıtla Diğer Eserler

İstanbul Grubundaki Ali Alaybek kitaplığında kayda geçmiş Üstadın diğer yayınlarının başlıkları ve basım yılları şöyledir:

- Muamele ve İstihlak Vergileri Tetkikatına
 Ait Notlar İstanbul/1945, Kenan Matbaası, s. 65

Ali Alaybek’in bu önemli çalışması önce teksir edilmiş ve daha sonra broşür olarak basılmıştır. Benim kitaplığımda bu çalışmanın bir nüshası çıktı. Bu değerli çalışmayı Üstadın kitaplığına devrettim. Üç fasıldan oluşan bu eserde o zamanın en önemli dolaylı vergileri olan Muamele ve İstihlak vergileri inceleme ve denetim yöntemleri ayrıntılı ve sistematik olarak açıklanmıştır.

- Organik Vergi Reformu - 1961
- Sınai Muhasebe - 1963
- Almanya’da Vergi Murakabesi ve Mali Kaza - 1959
- U.E.C. (Muhasebe, İktisat ve Maliye Uzmanları Avrupa Birliği) Meşgul olduğu Meseleler Ankara/1956, s. 43 (Maliye Tetkik Kurulu Yayını)

Etüd, Araştırma ve Bilim Raporu şeklindeki Çalışmaları

Bunlar çok uzun bir liste oluşturmaktadır. Başlıcaları:
- Gider Vergileri Reformu Hakkında Etüd-1954 Bilim raporu
- Sınai Muhasebe Notları - 1953 - Bilim Raporu
- Tarım Kazançlarının Vergilendirilmesi - 1951 - Bilim Raporu
- Zirai Kazançların Vergilendirilmesi ile İlgili?Problemler - 1963 - Bilim Raporu
- Deniz ve Hava Nakliyatının Vergiden Muaf Tutulması İçin İngiltere Hükümetinin Teklif Ettiği Anlaşma Hakkında, Tarihsiz - Bilim Raporu

Bunların belli başlıları böyle sıralanmaktadır.


XI. Hatime ya da Genel Değerlendirme


Hatırlarsanız biografik nitelikteki ilk yazımın başlığını “Üstad: Hoca Rasim Saydar” şeklinde atmıştım. Buradaki amacım gerçekten, genç ve orta kuşak hesap uzmanı arkadaşlarıma pek bilinmeyen değerli bir hesap uzmanını onlara değişik yönleri ile tanıtmaktı. Bu yazımda, konu olarak meslekdaşlarımız ve kamuoyu tarafından iyi bilinen bir ustamızı ele aldım; Ali Alaybek. Bu Üstad, hem gelir vergisi reformunun mimarı ve hem de kurucumuz arasında yer alıyor. Fakat resmi belgelere ve yazılanlara baktığım zaman gördüm ki, bu büyük usta için yazılan yazılar, anılar ve ustadın niteliklerini belirtmeye yeterli değil; hatta yer yer eksik ve yanlış. Bu nedenle Ali Alaybek’i yeniden yazmaya karar verdim. Burada iki amacım vardı. İlki Ali Alaybek üstadın HUK ‘un kurulmasındaki payı, ağırlığı neydi? Çoğu kere ifade edildiği gibi Alaybek “HUK”un kurucusu”. Fakat bu niteleme yeterli sayılamazdı. O zamanki ortamda Kurul’un temelleri nasıl atıldı, neler yaşandı, verilen mücadelenin perde arkası neydi? Diğer amacım ise Ali Alaybek’in nitelikleri, çalışma düzeni, Kurul’a yaptığı hizmetler, kişiliği, bunları daha açık seçik anlatabilmekti. Benden önce yazılan ve çizilenlere baktım. Ali Alaybek hiç bir zaman gerçek nitelikleri, özellikleri ve kişiliği ile anlatılmamıştır. Ali Alaybek’in yanında uzun yıllar bulunmuş dört meslekdaşımızı hatırlatmak isterim: Bunlar Adil Yücefer, Ali Alaybek’in eski amiri, bir Hesap Uzmanı Müşerref Çallılar, onunla çok yakın çalışan, Rasim Duru yakın mesai arkadaşı ve onun en büyük takdirkârı ve son olarak “asistanı” olarak belittiğim ve Üstad ile 15 yılı beraber olmuş değerli bir kalem; Orhan Güreli.
Üzülerek ifade etmeliyim ki, bu dört meslekdaşımız Ali Alaybek’i gündelik yaşamı içinde ele almışlar, niteliklerini yuvarlak ve övücü cümlelerle anlatmışlardır. Burada, Ali Alaybek’in gerçek portresi yoktur. Bu boşluğu gördüğüm için ben yeni bir deneme yapmaya ve işi biraz ciddi, bilimsel ve Ali Alaybek’e yarışır şekilde ele almaya karar verdim. Hemen belirteyim ki, Ali Alaybek ile bir yakınlığım, birlikte çalışmamız olmadı. Fakat onu 1945- 1962 yılları arasında İstanbul grubunda çalışmış bir Hesap Uzmanı olarak dikkatle izledim ve sonra da gözlemlerim ve araştırmalarıma göre Onu yeniden yazmaya karar verdim, hepsi bu. Bu çalışma ileride yapılacak denemelere bir başlangıç olabilir. Burada yazdıklarımı toparlayacak olursam, son olarak şu hususların altını çizerek belirtmek gerçekten yararlı olacaktır.

- Bugüne kadar yapılan yayınlarda HUK’un kurucusu sadece Müşavir Hesap Uzmanı Ali Alaybek olarak gösterilmiş ve tanıtılmıştır. Bu ifade gerçekleri tam olarak yansıtmaktan uzaktır. Yukarıda da açıkladığım gibi, HUK’un iki seçkin ve değerli kurucusu vardır. Bunlardan ilki Ali Alaybek diğeri de Hoca Rasim Saydar. Bunu açıkça ifade etmek bir kadirşinaslık borcu olur.

- Vizyon ve misyonları birbirinden tamamen farklı olduğu için iki zirve ve iki usta diye adlandırdığım Ali Alaybek ile Rasim Saydar’ın Kurul’a sağladıkları yarar ve katkıları da birbirinden ayrı yönde ve farklı olmuştur. Önce, Ali Alaybek bir teorisyen gibi bilimsel ve vergi reformuna yönelik çalışmaları ile Kurulu dış aleme ve akademik çevrelere tanıtmış ve HUK’a büyük itibar kazandırmıştır.

Sonra, Hoca Rasim Saydar, gerçek bir Hesap Uzmanı hüviyetiyle büyük kuruluşlar nezdinde yapmış olduğu vergi denetimi ve kaleme aldığı raporlarla Kurul’un varlığını ve etkisini iş alemine tanıtmakta etkili olmuştur. Ayrıca Rasim Saydar Hocamız, bilgi ve deneyimleri ile Kurul içinde düzenlediği kurslarla genç arkadaşlarımızın mesleki yetişmelerine büyük katkı sağlamıştır.
Hesap Uzmanları Kurulu bünyesinde birbirinden bütünüyle farklı iki değerli Müşavir Hesap Uzmanının bir yandan vergi reformuna dönük bilimsel çalışmaları, diğer yandan vergi denetimine yönelmiş uygulama çalışmaları, Kurulumuzun gelişmesine ve başarıya ulaşmasına yardımcı olmuş, bu çalışma yöntemi daha sonraki kuşaklar tarafından da aynen devam ettirilmiştir. İlk bakışta çelişkili gibi görünen bu durum, Kurulumuza çok şey kazandırmış, bizi bir senteze ulaştırmıştır. Bu açıdan bakılacak olursa, bizler bu iki büyük ustaya çok şey özellikle şükran borçluyuz.
 
Resmi Belgelere Göre Ali Alaybek’in
Yaşam Öyküsü

 
Ali ALAYBEK
 
Ali ALAYBEK, Kurulumuzun kuruluşunda büyük emeği geçmiş, (1) kıdem numaralı Hesap Uzmanı ve maliye tarihimizin en önemli atılımı olan 1949 Büyük Vergi Reformu'nun hazırlayıcısı ve yapıcısıdır. Muamele Vergisi ve Gider Vergileri Sistemimizin reformunda da birinci derecede rol oynamıştır.
1901 yılında Selanik'de doğmuş, Alman Lisesi'ni ve 1924 yılında İstanbul Yüksek İktisat ve Ticaret Mektebi'ni bitirmiştir. Bir süre şirketi Hayriye, Bakırköy Çimento ve Ankara Gaz Maske Fabrikaları'nda çalıştıktan sonra, 1936'da Hesap Mütehassısı ve daha sonra Muamele Vergileri Hesap Mütehassısları şefi olmuştur. 31.5.1945'de kurucusu bulunduğu Hesap Uzmanları Kurulu'na Müşavir Hesap Uzmanı olarak atanmış ve İstanbul Grup Başkanlığı yapmıştır. 13.7.1966'da yaş haddi nedeniyle emekli olarak Kurul'dan ayrılan Ali ALAYBEK'e 1.8.1966'da "Fahri Hesap Uzmanı" ünvanı verilmiştir. 1961-1972 yılları arasında Türk Vergi Sisteminin geliştirilmesinde önemli rol oynayan "Vergi Reform Komisyonu"nda başkanlık görevinde de bulunmuştur. Ayrıca değerli eserlerinin bulunduğu İstanbul Grubu kitaplığına, 1982 yılında "Ali ALAYBEK Kitaplığı" adı verilmiştir.
Almanca ve Fransızca bilen, Almanya ve Fransa'da etüd ve incelemeler yapan ALAYBEK, 27.7.1986'da vefat etmiştir.

 

Geri

   
   
65’inci Kuruluş Yıldönümünde Hesap Uzmanları Kurulu
Nice 65. Yıllara...
İçimizden Yetişen İlk Kurul Başkanı İ. Muzaffer EGESOY
Ulu Bir Çınar Baş Hesap Uzmanı Orhan Güreli
Kurucumuz ve Büyük Üstadımız Ali ALAYBEK
Az Bilinen Bir Üstat: Hoca Rasim SAYDAR
Hesap Uzmanları Kurulu'nun 64'üncü Kuruluş Yıldönümü
 
        Her Hakkı Saklıdır. © 2009 Maliye Hesap Uzmanları Derneği