Kaybettiğimiz Değerler Ulu Bir Çınar Baş Hesap Uzmanı Orhan GÜRELİ
PROF. DR. SELAHATTİN TUNCER
Giriş
Vergi Dünyası Dergisi, bundan sonra, kaybettiğimiz değerli ve usta meslek arkadaşlarımızın ardından onların yaşam öyküsü, anıları ve mesleğe katkılarını anlatan yazılar yayımlamaya karar vermiştir. Bu amaçla geçen ay kaybettiğimiz, Baş Hesap Uzmanı Üstat Orhan Güreli arkadaşımız için benden bu tür bir yazı kaleme almamı istenildiğinde bu alanda bir geleneği başlatmak için bu görevi tereddütsüz üstlenmeye karar verdim ve hemen işe koyuldum.
Fakat yetmiş yılı aşkın geçmişi olan, okul ve sınıf arkadaşım, meslekdaşım sevgili Orhan Güreli'nin ardından, O'nun aziz hatırasını yadetmek için bir yazı yazmanın ne kadar acı ve güç bir görev olduğunu şimdi daha iyi anlıyorum.
Kader Birliği
Orhan Güreli'yi ilk kez, 1937 yılı Ekim ayında Ankara'da Siyasal Bilgiler Okulu (Mülkiye)na başladığım zaman sınıf arkadaşım olarak tanıdım. Daha sonra, 1941 yılında Okulun mali şubesinden birlikte mezun olduk. Yollarımız Maliye Vekaletinde stajyer memur olarak birleşti. İkinci Dünya Savaş yılları olduğu için, aynı yıl Yedek Subay Okuluna birlikte sevk edildik. O Topçu ve ben Piyade asteğmen olarak mezun olduk. Üç yıl süren vatani görevden sonra, İstanbul Defterdarlığında, Maliye Müfettişi merhum Salih Gölet yanında, ikinci dönem beraberce memuriyet stajını tamamladık. Staj sonunda o, Hocapaşa Vergi Dairesinde tahakkuk memuru, ben de Tahsilat Kontrol Memuru olarak bu mesleğe beraberce adım attık. Staj süresince, İktisat Fakültesi Doktora kurlarına kaydolarak lisans eğitimimizi güçlendirmeye çalıştık.
Sıra maliye memurluğunda bir gelecek görmediğimiz için Hesap Uzmanı olmaya karar verdik; ben birinci promosyonda, Güreli ikinci promosyonda giriş sınavını kazanarak hesap uzmanı muavini, daha sonra da ehliyet sınavını vererek, Hesap Uzmanı olduk. Yaşça olmasa da, ben meslek kıdemi olarak, Güreli'den daha eskiyim. 1957-1960 arasında Muzaffer Egesoy'un başkanlığında beş Hesap Uzmanı tarafından kurulan İthal Malları Fiyat Kontrol Dairesinde Orhan Güreli arkadaşım ile birlikte Reis Muavini olarak görev yaptık.
Ben 1962 yılında kurulmasına karar verilen Sınai Yatırım ve Kredi Bankasında, Bakanlığın izni ile görev almaya karar verince Kuruldan ayrılmak zorunda kaldım. Orhan Güreli arkadaşım bütün benliği ile bağlı olduğu meslekte 36 yılı görev yaparak rekor kırdı ve 1982 yılında yaş haddinden emekli oldu.
Bu özel açıklamalar da gösteriyor ki, Orhan Güreli ile okul arkadaşlığı, sınıf arkadaşlığı, silah arkadaşlığı ve meslek arkadaşlığı sonra da dostluk şeklinde devam eden yetmiş yılı aşkın bir kader birliğimiz var. Her halde aziz arkadaşım ve kadim dostuma benden daha yakın, O'nu benden daha iyi tanıyan bir başka meslekdaşa rastlamak pek kolay olmıyacaktır. Onunla bağlarımız bir ömür boyu kopmadı, devam etti ve yıllar boyu güçlendi.
Yaşam Öyküsü
Burada Orhan Güreli arkadaşımın kişisel değil, daha çok mesleki yaşam öyküsünü anlatmaya çalışacağım.
Birinci Dünya savaşının sonlarına doğru, Hüsnü Bey ile Hacer Hanımın 1917 yılında İstanbul Tarabya'da bir oğulları dünyaya geldi ve adını Orhan koydular. Mesleği adından pek ayrılmayan Hüsnü bey, Talat Paşa'nın telgrafçısı idi. Talihsizliğe bakın ki, küçük Orhan daha altı yaşında iken, Kurtuluş Savaşına katılan babasını kaybetti. Bir kaza sonucu attan düşen Hüsnü bey yaralanmış ve kurtarılamamıştı.
Babasının genç denecek bir yaşta erken kaybı nedeniyle Orhan'ı yetim çocukların yetiştirildiği Darüşşafaka'ya verdiler. İlk, orta ve lise eğitimini bu müessesede tamamlayan Orhan, 1937 yılında iyi derece ile mezun oldu. Tahir Mevlevi gibi çok değerli hocaların yanında, bu genç sağlam ve geleneksel bir eğitim alarak yetişti. Bu yüzden dili, kalemi ve Osmanlıca bilgisi çok güçlüydü.
Siyasal Bilgiler Okulu'nun açtığı giriş sınavını kazanarak, bir yıl içinde İstanbul'dan Ankara'ya taşınmış ve adı değiştirilmiş olan Mülkiye'de yüksek eğitime başladı.
Okul numarası 804 olan Orhan Güreli arkadaşımla, 1937 yılında Okul'un birinci sınıfında ilk kez karşılaştım. O zamanlar Orhan, orta boylu, beyaz tenli, açık alnı, düz taranmış kumral saçları ile kendi içine kapalı, çevresi ile fazla senli-benli olmayan, ciddi, çalışkan, iddialı bir İstanbul çocuğu tipi sergiliyordu. Bu hali ile diğer Anadolu kökenli öğrencilerden oldukça farklı görünüyordu. Okul yıllarında kendisi ile yakın bir dostluğumuz ve arkadaşlığımız pek olmadı. Kader birliğimiz, Okuldan mezun olduktan sonraki yıllarda başladı ve öyle devam etti.
Öğrencilik Yılları
Dört yıl süren öğrencilik yaşamımız, Ankara'da Cebecideki yeni inşa edilen binada geçti. 30'lu yılların sonu ile 40'lı yılların başlarında SBO'da kalabalık olmayan sınıflarda, yatılı okuyan, imtiyazlı öğrenci olmanın konfor ve rahatlığı içinde, iyi derecede disiplinli bir eğitim alarak yetiştik. Fakat mezuniyetten sonraki dönemde, özellikle İkinci Dünya Savaşının devam ettiği yıllarda (1939-1945) bu durum değişti ve aleyhimize döndü, okul yıllarını arar olduk.
Okul'da 1937-1941 arası dört yıllık dönemde, Orhan'la ilgili hatırlayabildiğim anıları aktarmak pek kolay değil. Düşünün aradan nerdeyse 70 yıl geçmiş, bunların çoğu kırık dökük olaylar.
O yıllar doğru dürüst kitap olmadığı için, dersi bir yandan dinler bir yandan da not tutmaya çalışırdık. Orhan, kıvrak ve seri yazdığı Arap harfleri ile güzel not tutardı. Geride kalanlar veya kaçıranlar noksanlarını onunkinden tamamlardı.
Öğrenci olduğumuz için, sabahları jimnastik hocamız Ahmet Yaraman bizleri erken uyandırır ve beden eğitimine çağırırdı. Bizler birkaç gönüllü, Hoca ile beraber jimnastikhanede beden hareketleri yapar, duş alır ve kahvaltıya yetişirdik. Bazen siyah kilot ve beyaz atlet fanila ile kış günleri Cebeci asfaltında beraber koştuğumuzu hatırlıyorum.
Bir de Okulumuzun o zamanlar yapılan, sınıflararası bayrak yarışı vardı. Bu tür koşullarda 300-400 metrelik mesafede birlikte koştuğumuzu ve bayrağı hızla elden ele ulaştırdığımız da oluyordu.
Ankara'da Yüksek Okullararası atletizm müsabakalarında 100 ve 400 metre koşularında okul takımında yer aldığımızı, iyi yarış çıkardığımızı hatırlıyorum. O zamanlar Orhan Güreli'nin atletizme karşı bir yakınlığı vardı. Daha sonraki yıllarda, arkadaşımız Yüzme İhtisas Klübünün üyesi olarak işi ilerletti ve antrenörlük derecesine kadar yükseldi.
Okulda en korktuğumuz, tehlikeli derslerden biri Siyasi Tarih idi. Bu dersin hocası Prof. Ahmet Şükrü Esmer'di. Bu zat Kıbrısla olduğu için özel bir aksanla konuşur, kısa cümlelerle ders anlatırdı.
Kolombiya Üniversitesinde okumuş, Batı terbiyesi ile yetişmiş bir Hoca olarak bize üç yıl boyunca ders verdi ve bir yandan da Ulus Gazetesinde siyasi icmal sütunu altında günlük yazılar yazdı. Dünya politikasını yakından izleyen, titiz fakat kaprisli bir hoca idi ve çabuk kızar ve üçer üçer girdiğimiz sözlü sınavlarda, bir öğrencinin yaptığı bir falso sonunda grubu dışarı çıkarır ve hepsini "eylüle geliniz efendim" diye ikmale bırakırdı. İşin kötü yanı aynı tehlike Eylül'de de geçerliydi. Hoca verdiği nottan dönmez en çalışkan arkadaşları sınıfta bırakır, sonra da onları koruyarak ve parasını ödeyerek okutmaya kalkardı.
İşte Orhan Güreli'nin en korktuğu ders Siyasi Tarih idi. Onun grubunda ismini burada vermek istemediğimiz bir arkadaşımı, soruyu karıştırır veya soruda ismi geçen bir bölge veya şehrin yerini haritada gösteremeyince bütün grubu perişan ederdi. Orhan arkadaşımız bu tehlikeyi ortadan kaldırmak için, sınav taktikleri uygular ve o arkadaşı sürekli gözetim ve uyarı altında tutardı.
Meslek Yaşamı
Hitler Almanyası İkinci Dünya Savaşında önce Batı cephesini çökerttikten sonra, 1941 yılı Mayıs ayında tekrar Doğuya dönerek Sovyetler Birliğine savaş ilan etti. Bu yüzden o yıl okullar erken tatile girdi ve bizler Siyasal Bilgiler Okulunun son sınıfında, mali şubeden erken mezun olduk.
Maliye Vekâleti hesabına yatılı okuduğumuz için mecburi hizmet nedeniyle hemen tayinimiz yapılarak, bu Bakanlığın o zamanki adı ile Varidat Umum Müdürlüğü nezdinde Orhan Güreli, Muhsin Ülker ve ben stajyer memur olarak göreve başladık. O yıllarda, Türk Maliye Tarihinde önemli bir yeri olan, Maliye Müfettişi kökenli "Üstat" namı ile anılan İsmail Hakkı Ülkmen bey, bu servisin başında Umumi Müdür, Nihat Ali Üçüncü de Umum Müdür Muavini olarak çalışıyordu.
Stajyer memur olarak çalıştığımız büyücek bir odada, memurlar vergi türlerine göre, sıraya dizilmiş okul çocukları gibi, arkaları dönük olarak oturuyorlardı. Orhan Güreli Muamele Vergisi Kalemi, Muhsin Ülker Kazanç Vergisi Kalemi ve ben de Veraset Vergisi kaleminde sıranın en sonundaki yerlerimizi aldık. Görevimiz servise gelen ve giden evrakın, bir deftere yazılması zimmet mukabili ilgili memura teslimi ve işlemi tamamlanan evrakı da alıp genel evraka teslimden ibaretti. Bunun adı o zamanki terminoloji ile "evrak mukayyidi" idi.
Staja başladığımız servislerde, bizden önceki yıllarda mezun olmuş Mülkiyeli ağabeylerimiz "mümeyiz"(*) unvanı ile görev yapıyorlardı. Mazhar Duruman, Sabahattin Teoman ve Medeni Derkunt ve soyadını hatırlayamadığım İdris Bey'ler bize çalışmalarımızda yardımcı oldular. Bu ustalardan "resmi kitabeti" öğrenmeye, gelen yazılara verilecek cevabı kaleme almaya başladık. Orhan Güreli arkadaşımız Osmanlıca bilgisi nedeniyle bu işe çabuk kolayca intibak etti. Savaş nedeniyle bizleri askere hemen aldıkları için Bakanlık stajımız altı ayda tamamlanmış oldu.
Üç yıla yaklaşan uzun vatani görevden sonra, ikinci dönem memuriyet stajına, İstanbul Defterdarlığı nezdinde 1944 yılı Mayıs ayında yine Orhan Güreli arkadaşımla birlikte başladık. Ordudan terhis edilmiş 25 arkadaşımızla birlikte bizi topluca Maliye Müfettişi Salih Gölet beyin emrine verdiler. Bilgili, disiplinli bir yönetim altında bu zat bizi Defterdarlığın değişik servislerinde 15'şer günlük staja tabi tuttu, hepimizi ayrı ayrı inceledi ve izledi ve staj sonunda aldığımız notlara göre, asli memuriyete tayinlerimizi sağladı. Staj sonrası Orhan Güreli o dönemin önemli bir vergi dairesi sayılan Hocapaşa'da tahakkuk memuru olarak göreve başladı. Bu görev Hesap Uzmanı muavinliğine atanıncaya kadar devam etti ve o dönemin önemli bir vergisi sayılan Kazanç Vergisi konusunda, Ustat Hamdi beyin yanında uzmanlaştı. İşin ilginç yönü, hesap uzmanlığı görevine başladıktan sonra da, Gelir Vergisi Uygulaması 1950 yılında başladığı için yıllar boyu kazanç vergisi beyannamesi incelemesine devam edildi.
Hesap Uzmanlığı
Ağır idari görevi nedeniyle Orhan Güreli, ikinci promosyanla Hesap Uzman Muavinliği giriş sınavını kazanarak 23.05.1946 tarihinde bu yeni görevine başladı ve ehliyet sınavını başarı ile tamamlayarak 26.02.1949 tarihinde Hesap Uzmanlığına atandı.
Oldukça uzun devam eden memuriyet yaşamından sonra, Güreli bu mesleği çok sevdi, benimsedi, bu yeni görev ona yeni bir heyecan ve enerji verdi.
Yanında staj yaptığı üstatlar tarafından sevildi ve beğenildi. Renkli ve değişik niteliklere sahipti. Temiz ve zevkli giyinirdi. Geniş kenarlı ve gri renkli fötr şapkası onun ayrılmaz "alamet-i farikası" idi. Osmanlıca bilgisi güçlü, kalemi kuvvetli ve Türkçeyi güzel ve rahat kullanan seçkin bir bürokrat idi.
Bu meziyetleri ile dikkat çektiği için Kurula girdiği tarihten itibaren, Büyük Usta Ali Alaybek'e yakın olmuş Onun Başkanlığını yaptığı Vergi Reform Komisyonunda 1960-1972 yılları arasında üye ve raportör olarak görev yapmış, bu Komisyonun hazırlamış olduğu altı kalın ciltlik Raporların kaleme alınmasına büyük katkısı olmuştur. Bu yüzden memuriyet yaşamında engin bir bilgi ve deney birikimine sahipti. 1982 yılında yaş haddinden emekliye ayrılınca, 1983 yılında kendisine Fahri Hesap Uzmanlığı payesi verildi. O bu unvana gerçekten layık bir kişiliğe sahipti.
Orhan Güreli, uzun beraberliğin ve birlikte çalışmış olmanın verdiği yakınlıkla gerçek bir Ali Alaybek hayranı idi. Konuşmalarında ve kaleme aldığı anılarda Üstadın bilgi ve becerilerini, Hesap Uzmanı olarak zerafet ve nezaketini, mesleğe olan katkılarını, zaman zaman özel yaşamından pasajlar aktararak, heyecanla anlatır, yeni kuşakların onu örnek olarak gösterirdi.
Orhan Güreli kendini bu mesleğe adamış ve Hesap Uzmanlığını içtenlikle benimsemiş bir meslekdaşımız idi. Nitekim Hukuk Fakültesi mezunu olan oğlunu, özel bir eğitimle kendi mesleğine hazırlamış, sınavı başarı ile geçen Hüsnü Güreli de babası gibi Hesap Uzmanı olmuş, bu unvanı kuşaktan kuşağa aktarmışlardır. Sanıyorum, bu ideali onun istediği ve tasarladığı şekilde gerçekleşmiş oldu.
İthal Malları Fiyat Kontrol Dairesi Anıları
On yıl süren Demokrat Parti iktidarının ortalarına doğru özellikle 1955'den sonraki dönemde ülkedeki döviz kıtlığı had safhaya ulaşmış ve ithal malları karaborsaya düşmüştü. Gerekli döviz tasarrufunu sağlamak amacıyla ithal mallarının fiyatlarını denetlemek ve Dünya piyasalarında geçerli fiyatlara göre ithalat yapmak için bir Daire kurulması kararlaştırılmış ve bu görev Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği'ne verilmişti. O zamanlar bu Birliğin başında genel Sekreter olarak Dr. Cihat İren bulunuyordu. Çok enerjik ve çalışkan bir yönetici olarak bu zat Mülkiye'den sınıf arkadaşı olan Hesap Uzmanı Muzaffer Egesoyu bu görev için uygun aday olarak görmüş ve kurulacak Dairenin Başkanlığını kendisine teklif etmiş, Egesoy'da kısa bir süre sonra olumlu kararını kendisine bildirmişdir. Ankara'da Odalar Birliği nezdinde mevcut Üst Komiteye bağlı olarak İstanbul'da görev yapmak üzere, İthal Malları Fiyat Kontrol Dairesi kuruldu ve Muzaffer Egesoy Başkanlığında, Orhan Güreli, Ziya Şenveli, Zeki Kuruca ve benim de dahil olduğum beş kişilik ekip tarafından bu önemli ve kritik görevi yürütmeyi üstlendik.
Ödeneği, Türkiye Odalar Birliğince sağlamak üzere, Karaköyde Deniz hanı Daire olarak kullanmak üzere kiraladık. İmtihan açarak, fiyat uzmanı olarak yetiştirilmek üzere görev yapacak 50 kişilik seçkin bir kadro oluşturduk. Gümrük Tarife Cetveline göre sekiz ayrı Grup Müdürlüğü kurduk. Bu organizasyona göre, Muzaffer Egesoy Daire Başkanı, Orhan Güreli Başkan Yardımcısı, Ziya Şenveli, Zeki Kuruca ve ben Grup Müdürü olarak göreve başladık. Çalışmalarımız iki yıl boyunca düzen içinde başarılı olarak yürüdü. Fakat bu tür bir denetim piyasada büyük tepki ve direnç yarattı. Hatta bizi Bakanlar Kuruluna bile şikayet ettiler ve "Halk Partili taraftarlar" diye damgalandık. 1957 yılında Tekel İdaresinin Brezilya'dan ithal edeceği yüksek fiyatlı kahve talebini reddedince kıyamet koptu. İstanbul Vilayetinde toplantı halindeki Bakanlar Kuruluna davet edilerek bizden bilgi istediler. Egesoy ile ben toplantıya katılarak verdiğimiz fiyatı savunmak zorunda kaldık. Yaptığımız açıklamalar uygun görülerek Başkan Egesoy ile Grup Müdürü olarak ben aklandık ve Bakanlar Kurulundan teşekkür aldık.
1960'lı yıllara doğru, Dairedeki düzen ve disiplin bozuldu. Çok ağır koşullar altında çalışmak zorunda kaldık. Orhan Güreli Başkan Yardımcısı olarak çok yoruldu. Ben de Başkan Yardımcısı olarak kendisine destek vermeye çalıştım. Uzun süre aynı odada yanyana Grup Mdürlüklerinden gelen binlerce "fiyat uygunluk belgelerini" mühürleyip imzalamaktan ve yapabildiğimiz kadar denetlemekten yorgun düştük.
İdari anlaşmazlık ve çıkan tartışmalar sonunda Muzaffer Egesoy, Orhan Güreli, Zeki Kuruca arkadaşlarımız Kurul'a döndüler. Ziya Şenveli ve ben bir süre daha göreve devam ettik. 1960 ihtilalinden sonra Dairenin adı "Fiyat Tesçile" döndü ve biz de Kurula dönmek zorunda kaldık.
Özetle diyebilirim ki, beş kişilik grubun başarı ile başlayan çalışmaları, çeşitli tepki ve engeller yüzünden baltalandı ve talihsiz şekilde noktalandı.
Orhan Güreli ile daha sonraki yıllarda bir araya geldiğimiz zaman Dairede üç yıla yakın süren bu beraberliğimizi ve arkadaşlarımızı yadeden, anıları tazelerdik.
İki Grup Hesap Uzmanı
Benim Hesap Uzmanları Kurulunda görev yaptığım 1945-1962 yılları zarfında ve daha sonraki yıllarda da Kurulda iki tür veya grup hesap uzmanı mevcuttu. Hoş diğer bakanlık ve kuruluşların Hey'et ve Kurul'larında bu durum aynen mevcuttu. Biraz abartılı olarak bu iki grup elemanı şu şekilde açıklamak mümkündür.
Birinci gruba giren elemanlar bilimsel etüd ve inceleme yapan veya idareci olarak çalışanlar da bu gruba girer. Bu gruba giren inceleme elemanlarının işleri etüd araştırma yapmak, yahut idareci olarak büroda çalışmaktır. Bunlar "ilmiye sınıfa" girer veya bazen adları "yönetici" olarak da geçer. Kıdemleri ileri, lisan bilen, eli kalem tutan elemanlar bu grupta görev yaparlar, görev alırlar. Bu tür meslekdaşlar gerçekten "imtiyazlı" bir statüye sahiptirler. Komisyonlarca çalışırlar, hey'et veya kurulu temsil eden işleri yürütürler. Asıl görev olan denetim, teftiş ve inceleme ikinci planda kalır. Daha önemlisi görevleri gereği bu tür elemanlar bu mesleğin en zor yanı olan "turneye" çıkmazlar ve zamanlarını büyük merkezlerde geçirirler. Yöneticiler de bu gruba dahil edilebilir.
İkinci gruba her işe koşan, mesleğin çilesini çeken ve "ağır işçi" şeklinde tanımlayabileceğimiz elemanlar girer. Denetim ve teftiş kurallarında ihbarlı, aramalı ağır işler bunlara verilir, bunlar yılın belirli aylarında Anadolu'da turneye çıkarak ağır koşullar altında görev yaparlar, mesleklerinin gereğini yerine getirirler. Kurullar, Hey'etler bu fedakar ve özverili elemanlar sayesinde itibar kazanır, yükselir ve ayakta dururlar.
Çizmeye çalıştığım bu tablo, Hesap Uzmanları Kurulu için de geçerlidir. Rahmetli arkadaşım Orhan Güreli de birinci gruba mensup bir Hesap Uzmanı olarak Vergi Reform Komisyonunda (**) yıllar boyu görev yapmış bir meslekdaşımız idi. Aynı Komisyon'da sürekli görev almış olan başta Üstat Ali Alaybek, Rasim Duru, Adil Yücefer ve Yönetici olarak Mehmet Ali Adalan üstatlar bu imtiyazlı sınıfın önde gelen örnekleri idi. Her kurulda ve kurul halinde çalışan topluluklarda bu tür elemanların bulunması vazgeçilmez bir zorunluluktur. Ancak unutmamak gerekir ki, denetim ve teftiş kurullarında, aslolan fonksiyon denetim ve teftiştir. Etüd, araştırma, bilimsel çalışma ve idarecilik yan görevleridir. Görev taksiminde bu ince farka uyulması, imtiyaz ve ayrıcalık yaratılmaması gerekir.
Hatime
Aziz dost ve meslekdaşım rahmetli Orhan Güreli'ye ait anıları bu yazı çerçevesinde içinde derleyip toplamaya çalıştım. Onun 1946 yılında başlayıp 1982 yılında sona eren 36 yıllık Hesap Uzmanlığı görevi, süre açısından bir rekorla noktalanmıştır. O bir şans eseri olarak Ali Alaybek gibi bir üstadın yanında yetişti, ondan feyz aldı, rahat ve imtiyazlı bir Hesap Uzmanı olarak görev yaptı. Bu şans her kula nasip değil, uzun, sağlıklı ve şerefli bir yaşam oldu. Onun aziz hatırası önünde saygıyla eğilirken, Tanrıdan rahmet diliyorum.
Ruhu şad olsun. |