> YAZILAR/SÖYLEŞİLER
 Söyleşiler
 Makaleler
 Duyurular
 Haberler
 
 
 
 
   
  • 17/08/2010 tarihinde “Dârüzziyafe Türk Mutfağı”nda Derneğimizce iftar yemeği düzenlenecektir...devamı
  • Hesap Uzman Yardımcılığı Sınav Duyurusu ...devamı
  • 106. promosyon Hesap Uzman Yardımcıları 16/07/2010 tarihinde Hesap Uzmanlığına atandılar....devamı
  • Geleneksel Salı Yemeğimiz 25/05/2010 tarihin de Suda Kebap’ta yapılmıştır....devamı
  • Tavla, Futbol Turnuvası ödül töreni ve Bir Önceki Yönetime Teşükkür Kokteyli...devamı
  • Hesap Uzmanları Kurulu Başkanı Hadi EKİCİ'nin İstanbul Grup Ziyareti...devamı
  • Hesap Uzmanı Yusuf ÇOKYİĞİT Büyük Mükellefler Vergi Dairesi Başkanlığına Grup Müdürü olarak atanmıştır....devamı
  • Baş Hesap Uzmanı Ömer ÇAKICI ve Mehmet ÇANKAYA Gelir İdaresi Grup Başkanlığına atanmıştır...devamı
  • Baş Hesap Uzmanı Yusuf KELEŞ Hesap Uzmanları Kurulu Başkan Yardımcılığına atanmıştır...devamı
  • Baş Hesap Uzmanı Yakup ŞİMŞEK 22.02.2010 tarihinde Hesap Uzmanları Kurulu Başkan Yardımcılığına atanmıştır....devamı
  • Aykut BAKIRCI, Volkan YÜKSEL, Mehmet ÇANKAYA, Adnan ERSOY, Ömer KESKİN, Figen SARKIN ŞAHİN ve Ertan ASLAN Baş Hesap Uzmanı olarak atanmıştır....devamı
  • Baş Hesap Uzmanı İlker KILINÇ ve Ömer ÇAKICI Hesap Uzmanları Kurulu Başkan Yardımcılığı'na atandı....devamı
  • Kurulumuzun ve Derneğimizin adının kullanılması: Son zamanlarda Derneğimize; “Hesap Uzmanları Kurulu” ve “Maliye Hesap Uzmanları Der...devamı
 
 
   
İçimizden Yetişen İlk Kurul Başkanı İ. Muzaffer EGESOY  
   

İçimizden Yetişen İlk Kurul Başkanı İ. Muzaffer EGESOY (1916-1995)
Kıdem No: 47

E. Hesap Uzmanı, Prof. Dr. Selahattin TUNCER

Başlarken
Hesap Uzmanları Kurulu’nun kuruluş tarihini incelerken başlangıçta işe ilk kurucularımızdan biri olan, büyük usta, Müşavir Hesap Uzmanı Hoca Rasim Saydar ile başladım. Çünkü ben bu mesleğe onun yanında muavin olarak ilk adımı atmıştım. Az bilinen ve pek tanınmayan Rasim Saydar'ın yaşam öyküsü ve bu mesleğe katkıları, genç meslektaşlarımız arasında büyük ilgi uyandırdı. Böylece bu Kurulun bir değil iki kurucusu bulunduğu aydınlığa kavuşmuş oldu.
Daha sonra yine diğer büyük bir kurucu ve üstad olan Müşavir Hesap Uzmanı Ali Alaybek'i, elde pek az bilgi ve belge olmasına rağmen, bu ustanın Büyük Vergi Reformundaki katkısı ve Kurulumuza sağladığı ün gün ışığına çıkmış oldu.
İşin ilginç olan diğer bir yanı da, bu iki büyük ustayı biyografi yazmadaki paralel hayatlar yöntemi ile yan yana ve karşılaştırmalı incelediğimiz için onların ortak ve birbirinden farklı yanları ortaya çıkmış oldu.
Üçüncü aşamada üstatlar arasında yer alan sınıf arkadaşım Orhan Güreli'yi kaleme aldım. Bu arkadaşım yaş itibariyle benden büyük olmasına rağmen, meslek kıdemi benden daha yenidir. Onun yaşamını yazmak benim için bir kadirşinaslık borcu idi. Düşündüm ki kimse Güreli’yi benim kadar yakından tanımıyor ve daha iyi kaleme alamazdı. Ayrıca Orhan Güreli, Ali Alaybek'in 15 yıl süre ile rahle-i tedrisinde bulunmuş, onu en yakından tanıyan bir kişi olarak "imtiyazlı" bir hesap uzmanı sayılırdı.O gerçekten bu büyük derya içinde yaşadı fakat orayı bize gereği gibi tanıtma fırsatını bulamadı.
Bu üç biyografiyi yayımladıktan sonra baktım ki ortada bir boşluk var; bu ara bir şeyin noksan olduğunu ve bunun tamamlanması gerektiğinin farkına vardım. Bu simalar arasında gerçek ve büyük bir hesap uzmanı İ. Muzaffer Egesoy noksandı. Listeye bunun da eklenmesi ve bu kadronun tamamlanması gerekiyordu. Bu düşüncemi meslek arkadaşlarıma da açtım. Onlar da heyecan içinde ve hararetle beni desteklediler ve İ. Muzaffer Egesoy'un yaşam öyküsünü ve bu mesleğe katkılarını kaleme almaya karar verdim. Bu, mesleki bir vicdan borcuydu. Ayrıca bu isteğin geçmişe dayanan bazı gerekçeleri de vardı.
4709 sayılı Yasa ile yeni bir Hesap Uzmanları Kurulu kurulmasına 1945 yılı Mayıs ayı sonunda karar verildi ve bu Heyet doğdu. Bu tarihten sonra Kurul başkanlığını Maliye Müfettiş kökenli kıdemli ve eski üstatlar Abbas İdil, İ. Salih Özüt, Esat Gürsu ve Derviş Gılava gibi dört Maliye Müfettişi sıra ile üstlendi. "Vesayet sistemi" diyebileceğimiz bu yöntem 1945 -1959 arası tam 14 yıl aralıksız devam etti.
İşte bu gelenek 7 Mayıs 1959' da İ. Muzaffer Egesoy'un Hesap Uzmanları Kurul Başkanlığına atanması ile son buldu ve ilk kez içimizden yetişmiş, seçkin bir arkadaşımız Kurul Başkanlığına atandı. Bu atamada kimlerin yardım ve desteği olduğuna dair bir bilgi edinmek bugün mümkün olamadı. Fakat ben bu olayı çok önemsiyorum. Çünkü bu tarihten sonra Kurul’da her şey değişti ve geleneğimizde yeni bir dönem başlamış oldu.
Egesoy, Kurul’a önce bir çeki-düzen vermeyi, ciddiyet, kişilik ve saygınlık kazandırmayı başardı. O’nun görev yaptığı 1959-1965 yılları arasındaki altı yıllık süre içinde; önce “HUK Rumuzu” oluşturuldu ve kullanılmaya başlandı. Kurulumuzun Maliye Bakanlığı ve Devlet bürokrasisi içinde adı duyulmaya ve ağırlığı artmaya başladı. Hesap Uzmanları, diğer Devlet İdare ve kademelerinde aranan, istenen elemanlar haline geldi. Böylece Maliye Bakanlığı’na eski ve geleneksel Teftiş Kurulu (Heyet-i Mümtaze) yanında, Hesap Uzmanları Kurulu yeni, genç ve bilgili, iyi gelişmiş bir kuruluş olarak yerini almış oldu. Bugün eriştiğimiz bu büyük gelişme ve başarıyı; bunun gerçek mimarı, seçkin bir Kurul Başkanı ve gerçek bir Hesap Uzmanı olan İ. Muzaffer Egesoy üstada borçluyuz.

Aile Çevresi
Muzaffer Egesoy'un özgeçmişi  resmi belgelere çelişkili olarak, değişik şekilde yansımıştır. Bazı albüm ve yıllıklarda 1916 yılında Edirne’de doğdu şeklinde, bazı kaynaklarda ise 1917 yılında İstanbul'da dünyaya geldi şeklinde yazılmıştır.
Fakat kendisinin   hem de el yazısı ile kaleme aldığı ve ailesinin bize göstermiş olduğu Egesoy Ailesi Soy Ağacı başlıklı bir defterde İbrahim Muzaffer Egesoy'un 1332 (1916) yılında babasının görev yaptığı Edirne'de dünyaya geldiği açıkça yazılmıştır. Böylece belgeler arasındaki çelişkili durum da ortadan kalkmış oluyor.
Muzaffer Bey bu defterde ailesinin geçmişi hakkında toplu bilgiler vermektedir. Egesoy Ailesi geçmişi, 1743-1828 yılları arasında yaşamış olan ve Çeşme ile Selanik arasında gemi işleten armatör Mustafa Kaptan adlı kişi imiş. Çeşmede doğmuş olmasına rağmen sonradan Selaniğe yerleşmiş ve orada ölmüştür.  Aynı defterde babası Mahmut Hamdi Egesoy hakkında da bilgi verilmiştir. "Egesoy" soyadı buradan geliyor olmalı.
Mahmut Hamdi Egesoy 1866 yılında Selanik'de    dünyaya gelir. O dönemde önemli bir okul sayılan   beş sınıflı Selanik Ruşdiyesi'ni 17 yaşında bitirmiş. İmparatorluk döneminde bu mezuniyet yeterli bir eğitim düzeyi (Bugünkü Orta Mektep)  sayılıyordu. Rüsumat İdaresine Mülâzım memur (yardımcı memur) olarak girdi(*). Görevine bağlı, çalışkan ve mesleğini iyi bilen bir gümrük memuru olarak çevresinde sevilen bir kişi oldu.  Selanikte  iken Atatürk'ün babası Ali Rıza Beyle bir süre birlikte çalıştılar. Aynı mahallede oturduklarından annesi ve kızkardeşleri ile Atatürk'ün ailesiyle görüşürlermiş.
Mahmut Hamdi Bey 1908'de İttihat ve Terakki Fırkasına kaydolmuş ve 1909’da Hareket Ordusu’nda görev alarak İstanbul'a gelmiştir.
1912'de aile Balkan Savaşı nedeni ile Edirne'ye göç etmek zorunda kalmış ve burada göreve devam etmiştir.
1919 yılında aile bu kez Kurtuluş Savaşı nedeniyle İstanbul'a göç etmek zorunda kalır ve Mahmut Hamdi Bey ailesi ile birlikte Üsküdar'a gelir ve Şemsipaşa semtine yerleşir.  Bu yüzden Muzaffer Egesoy kendisini Üsküdarlı sayardı.
Mahmut Hamdi Bey 1908 yılında Hatice Sabriye Hanımla evlenir. Egesoy'un anlattığına göre annesi bugün Makedonya sınırları içinde kalan Vardar-Yenice'dendir. Oğlunun anlattığına göre annesi ailesine bağlı, çocuklarının sağlık ve esenliğinden başka düşüncesi olmayan, Kuran okumayı seven, tüm dini    usul ve adetleri zamanında yerine getiren bir hanımdı.
Mahmut Hamdi Bey’le Hatice Sabriye hanımın bu evlilikten üç cocukları dünyaya gelir. 1912 yılında Edirnede doğan ve Muzaffer Bey'in ablası olan Ayşe Cemile Egesoy 1942 yılında genç sayılacak bir yaşta İstanbul'da vefat eder.  1916 yılında ailenin ikinci çocuğu İbrahim Muzaffer Egesoy yine Edirne'de   doğar. Ailenin son çocuğu olan ve Muzaffer Bey’in küçük kızkardeşi Seher Muazzez Erkli (Egesoy) 1919'da Edirne'de dünyaya gelir ve  1987'de    İstanbul'da vefat eder. Muzaffer Bey bu kız kardeşine çok düşkündü ve severdi.

Yaşam Öyküsü
Aile çevresini ve yetiştiği ortamı gördükten sonra  şimdi de asıl konumuz olan Muzaffer Egesoy'un yaşam öyküsüne dönebiliriz.
Yukarıda da belirttiğimiz gibi İ. Muzafer Egesoy 1916 (1332) yılında babasının görev yaptığı Edirne'de Mahmut Hamdi Bey ile Hatice Sabriye Hanımın oğlu olarak dünyaya gelir. Doğum tarihinde ay ve gün gösterilmemiştir.  O tarihlerde bütün  doğumlar böyle sadece yıl olarak nüfus kaydına geçiyordu.
HUK'un geçmişteki büyük üstadlarının yaşam öyküsüne bakacak olursak hepsinin, bugünkü ulusal sınırlarımız dışında kalan Makedonya, Batı Trakya'dan   Türkiye'ye göç etmiş Türk kökenli ailelerden    geldiğini görüyoruz. Rasim Saydar Hoca’nın, Vardar-Yenice, Ali Alaybek Üstad ve Muzaffer Egesoy'un İmparatorluğun önemli merkezlerinden biri sayılan yine Selanik' ten Türkiye'ye göç eden ailelerden geldiği anlaşılıyor.
Küçük Muzaffer 1919 yılında Edirne’den İstanbul'a geldiği zaman daha üç yaşında idi. Onun    çocukluğu, orta eğitim yılları, gençliği hep Üsküdar-Şemsipaşa'da geçmiştir. Bu yüzden Egesoy kendisini    hep Üsküdarlı kabul ederdi.
Muzaffer Egesoy eğitime çok küçük yaşta yani 1922 yılında altı yaşında Üsküdar Şemsipaşa'daki mahalle mektebinde başladı. Bir yıl sonra, İlk Mektebe 1923 yılında Üçüncü Mustafa  İlk Mektebinde  (Ayazma,  21,  Okul)  devam etti 1928 yılında buradan mezun oldu.  O yıllarda arap alfabesi yürürlükte olduğu için Egesoy eski harfleri çok temiz ve düzgün yazar ve okurdu.
Orta mektebe yine Üsküdar'daki Üsküdar Erkek Orta Okulunda 1928 yılında başladı ve 1931 yılında mezun oldu. 
Lise eğitimi için Cağaloğlu'ndaki bugün bile bir marka sayılan İstanbul Erkek Lisesinde başladı. Buradan 1934 yılında (Fen bölümünden) iyi derece ile mezun oldu.
Muzaffer Bey Egesoy Ailesi Soyağacını  kaleme aldığı özel bir defterde, çocukluk gençlik ve öğrencilik yılları, İstiklal Savaşına ve Atatürk Devrimlerinin gerçekleştiği döneme   rastladığı için   kendisini güçlü bir devrimci, ilerici ve Atatürkçü karaktere sahip kişi olarak anlatmaktadır. Devamla İstiklal Savaşı sonunda Ulusal ordunun İstanbul'a girişini, işgal güçlerinin Refet Paşanın (Bele), Atatürk'ün İstanbul'a gelişlerini, İşgal güçlerinin (İngiliz, Fransız, İtalyan ve Yunan askerlerinin) İstanbul'dan çıkışlarını gayet iyi anımsadığını kaydeder.
Siyasal Bilgiler Okulu’na (Mülkiye) Giriş ve Mezuniyet
1935 yılında İstanbul'un o tarihlerde en iyi okullarından biri olan İstanbul Erkek Lisesi'nden iyi  derece ile mezun olan Muzaffer Egesoy Yıldız Sarayı içinde bulunan yatılı Mülkiye Mektebi'ne girmeye karar verir ve açılan giriş sınavını kazanarak yüksek eğitimine ilk adımı atmış olur, okul numarası 50’dir.
Muzaffer Bey'in İstanbul'daki eğitimi ancak bir yıl devam eder. Ertesi yıl okulun önce adı değiştirilerek Siyasal   Bilgiler  Okulu'na  çevrilir ve sonra da o zamanın modasına uyularak tıpkı Harbiye gibi Mülkiye'nin de Ankara'ya taşınmasına karar verilir. Bu değişiklikten sonra Edirne’de doğan ve Üsküdar’da büyüyen Egesoy, eğitiminin geri kalan kısmını Ankara'da tamamlar.
Okulun Ankara’ya taşınması, yeni binaya yerleşim ve eğitime başlama pek kolay olmaz. Yine o yılları yaşamış olan 38'li Cahit Kayra bu taşınma ve yerleşmeyi trajik-komik bir şekilde bir TV röportajında anlatmıştı.  Önce yeni bina tamamlanıp eğitime hazır hale   gelmemişti. Önemli olan diğer bir sorun da bazı    hocaların İstanbul'u bırakıp Ankara'ya gelmeyi reddetmeleri olmuştur. Bu yüzden Prof. Sıddık Sami Onar, Prof. Şükrü Baban, Prof. Fazıl Pelin başta olmak üzere, yarım düzineye yakın hocasını kaybetmiş ve bu yüzden Ankara'da yeni Müdür Prof. Emin Erişirgil hoca kıtlığına çare bulmak için yıllar boyu büyük çaba harcamıştır.
Egesoy'un son sınıfa geçtiği 1937-38 ders yılında, Siyasal Bilgiler Okulu'nun giriş sınavını kazanarak ben de birinci sınıfı okudum. O zaman Muzaffer Egesoy'u son sınıf öğrencisi ağabeyimiz olarak tanıdım. Bir yıl süre ile kendisi ile aynı çatı altında öğrenci olarak bulunduk.
O yıl yine okulda büyük bir değişiklik daha yaşandı. Siyasal Bilgiler Okulu'ndaki  eğitim süresi üç yıldan dört yıla çıkarıldı. Bu şekilde 1938 yılında    mezun olacak öğrenciler ders yılı sonunda iki bölüme ayrılarak bir kısmı yani çalışkanlar,  üç yılda mezun oldular ve adları 38 Yılı Mezunları olarak tescil edildi,  sınıfta kalanlar (!) 4'üncü sınıfı geçmiş sayılarak   bir yıl daha okudular ve onlar da 39 mezunu sayıldılar.
Otuzlu ve kırklı yıllarda Mülkiye'den mezuniyet çok önemli bir tarih sayılırdı. Bu yüzden mezunlar, sayıları da kıt olduğundan 31'li, 36'lı, 38'li ve 40'lı   diye anılırlardı. Bu ayırıma göre, Muzaffer Egesoy mezuniyet yılına göre "38’li"diye anılır. Geçmişine bakacak olursak, 38'liler önemli bir grup sayılır. Bu   sınıftan büyük ve önemli kişiler yetişmiştir. Cahit Kayra Ustad bunun kitabını bile yazmıştır. Benim de yakından tanıdığım ve izlediğim birkaç ismi burada    vermek isterim. Siyaset adamı olarak Hayrettin Erkmen, hem siyaset adamı ve hem de yazar olarak Cahit Kayra, Maliye Müfettişleri Zeyyat Baykara ve Memduh Aytür, bilim adamı olarak Prof. Dr. Süleyman Barda, Prof. Dr. Abdullah Türkoğlu ve Prof. Dr. Cahit Talas ve üst kademe Maliye Bürokratı olarak Muzaffer Egesoy, Sabahattin Teoman ve Cenap Yazansoy'un isimlerini sıralayabilirim.
Eski Mülkiye mezunlarını mezuniyet yıllarına göre sıralamanın uzun bir geçmişi vardır. Konuyu burada bağlamak için Hasan Polatkan'ın bulunduğu “36’lılar” bu ara önemli bir yer tutar.

Arkadaşları Muzaffer Egesoy'u Anlatıyor
Egesoy'un yaşam öyküsünü yazmaya karar verdiğim 2009 yılı Ekim ayı içinde onun Siyasal Bilgiler Okulu’ndan (Mülkiye) sınıf arkadaşı kalıp kalmadığını araştırdım. İki sınıf arkadaşı çıktı,  ilki bugün Feneryolunda oturan ve İstanbul Vergiler İtiraz Komisyonu'nundan emekli  Galatasaraylı Ali Cenap   Yazansoy. Bu zatı daha önceki yıllardan tandığım için telefon edip  evinde kendisini ziyaret ettim.  Durum pek parlak değildi.  Cenap Bey yaşlanmış, kulakları    duymuyor, konuşamıyor ve dış alemle ilişkisi kesilmişti. Beni tanıyamadı ve Egesoy hakkında sorduğum soruları pek anlamadı ve hiçbir bağlantı kuramadık. Bu ara hanımı yardımcı oldu fakat nafile bir bilgi alamadan ve üzüntü içinde veda ederek ayrıldım.
Yine Muzaffer Beyin sınıf arkadaşı olan politikacı, bakanlık yapmış ve erbab-ı kalem Cahit Kayra   ağabeyimizin Moda'daki evine telefon ettim, hemen bağlantı kurduk.  Kendimi tanıttım ve Muzaffer Bey hakkında sınıf arkadaşı olarak okul yıllarına ait izlenimlerini sordum. Ustad o harikulade hafızası ile ve pek zorlanmadan Muzaffer Bey hakkında toplu bilgiler verdi.  1938 yılı mezunlarının kitabını yazmış olan Kayra kendi sınıf arkadaşlarını dalgacılar, çalışkanlar,  sporcular  diye gruplara ayırmakta  ve Muzaffer Egesoy'un bunlardan ikinci gruba girdiğini söylemektedir. Aynı okul yıllarında kendisi ile yakın bir arkadaşlık kurmadığını ve onun Bakanlıkta çalışmaya başladığı zaman da Maliye'den ayrıldığını ve çok iyi tanımadığını ifade etti. Son olarak bu arkadaşının ciddi, çalışkan ve muhkem kişiliğini ayrıca vurguladı.
Ben Siyasal Bilgiler Okulu’nun (Mülkiye) birinci sınıfına girdiğim 1937-38 ders yılında Muzaffer Bey son sınıf öğrencisi idi. Bu ağabeyimizi okul yıllarından biraz hatırlıyorum. Arada çok sınıf farkı olduğu için küçüklerin üst sınıf öğrencilerle arkadaşlık kurması olanaksızdı.
Giriş sınavını kazanıp Hesap Uzmanı Muavini olup Kurul'da çalışmaya başladıktan sonra, kendisi ile aynı statüde yanı "muavin" olduğumuz için yakın ilişkimiz ve beraberliğiniz oldu. Zaman zaman karşılaşır görüşürdük. Beni "Doktor" diye çağırırdı. Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Yasa Tasarı Taslağını hazırlarken birkaç kez fikir alışverimiz, görüşmemiz oldu. Hizmet   anlayışımız, çalışma düzenimiz ve formasyonumuz birbirine yakın olduğu için bir bakıma uyum içinde idik. Nitekim İthal Malları Fiyat Kontrol Dairesi 'nin kuruluşunda beni de kadroya alarak bu yakınlığını gösterdi ve daha sonraki dönemde beni Reis Muavinliği görevine atadı. Bu yakınlık ve teveccühü her zaman ve her yerde şükranla ifade etmişimdir. Daha sonraki yıllarda bu yakınlık ve ilişki iniş ve çıkışla devam etti. Yeri ve sırası geldikçe bunları anlatmayı sürdüreceğim.

MeslekYaşamı
1935 yılından sonra Siyasal Bilgiler Okulu’nun (Mülkiye) imtiyazlı ve elit statüsü sanıyorum on yıl boyunca devan etti. Çünkü okula sınırlı sayıda, sınavla öğrenci alınıyordu. Bu okula sınavı kazanarak girebilen öğrenciler  üç yıl süre ile ortak bir eğitime tabi tutuluyor, sonra da son sınıfta bunlar üç şubeye ayrılıyordu. Bu seçim süregelen bir geleneğe göre, iri kıyım, cüsseli ve hatta biraz da göbekli öğrenciler idari  şubeye,  genç, gösterişsiz fakat çalışkan öğrenciler mali şubeye, Galatasaray, Saint-Joseph ve kolejli öğrenciler siyasi şubeye ayrılıyordu. O yıllarda öğrenci sayısı 40-50’yi  pek geçmediği için bu tür bir seçim bir sorun çıkarmıyordu. Yalnız Maliye Bakanlığı kontenjanı yüksek olduğu için öğrencilerin büyük çoğunluğu bu şubeye gidiyordu. Bütün öğrenciler leyli-meccani (parasız-yatılı) okuduğu için mezuniyetten sonra dört yıllık necburi hizmet yükümlülüğü vardı.
Bugünkü kuşak bu ortamı bilmediği için Egesoy'un durumunu açıklamak amacıyla bu bilgileri vermeyi yararlı gördüm.
O yıllarda Maliye Bakanlığı’na memur adayı olarak alınanların önce Bakanlıkta ve sonra da İstanbul Defterdarlığı emrinde altışar ay olmak üzere staj yapmaları ve iyi sicil almaları gerekiyordu.
Siyasal Bilgiler Okulu Mali Şubesinden mezun olan Muzaffer Egesoy’un 15 Temmuz 1938 tarihinde     atanması yapıldı ve genç maliyeci o zamanki Maliye Vekaleti Muhasebat Umum Müdürlüğünde birinci    dönem staja başladı. Fakat Dünya'daki siyasi gerginlik arttığı için 3-4 aylık kısa bir çalışma süresinden sonra Egesoy askere çağrıldı ve görevinden ayrılarak Yedek Subay Okulu’na gitmek zorunda kaldı.
Kaderin gelişmesine bakın ki, bu tarihten tam otuz yıl sonra Muzaffer Egesoy aynı daireye Muhasebat Genel Müdürü olarak yeniden dönecektir.

Vatani Görev-Askerlik
Egesoy'un Maliye Vekaleti-Muhasebat Genel Müdürlüğündeki memuriyet stajı pek uzun sürmedi. Davete icabet ederek 1 Kasım 1938 tarihinde Yedek Subay Okulu'nda altı aylık eğitime tabi tutuldu.
Okula bitirdikten sonra onu Yed. Top. Asteğmeni olarak kıt'aya Çanakkale 66. Tümen IV. Tb, emrine verdiler. Bu görevi 1939 yılı sonuna kadar devam etti ve uzun bir hizmet süresinden sonra terhis edilerek sivil yaşama dönebildi.

Hesap Uzmanlığına Geçiş
Terhisinden sonra İstanbul'a dönen Egesoy, önce Defterdarlık emrindeki ikinci dönem staj süresini tamamladı ve daha sonra Eminönü Vergi Dairesi’ne 1 Ocak 1940 tarihinde Servis Şefi olarak atandı. Bu Dairedeki hizmeti 1943 yılı Mayıs ayı sonuna kadar devam etti.
Fakat tam memuriyete intibak edip asıl kadroya atandığı sırada ikinci kez yedek olarak yeniden askere çağırılır. Yeni görevi Erzurum III. Ordu Müfettişliği emrinde Maliye Subaylığıdır. Onu izinli sayarlar ve görevine Maliye'de devam eder.
Muzaffer Egesoy 01.02.1943 tarihinden 15.07.1944 tarihine kadar Eminönü Tahakkuk Şefi olarak görev yapar(*).
Başlangıçta Hesap Uzmanları Kurulu'nun omurgasını Muamele Hesap Mütehassısları ile Kazanç Hesap Mütehassısları oluşturmuştur. Bu kadroya daha sonra Maliye Bakanlığı üst kademe bürokratları da katılmıştır. Muzaffer Egesoy da bu kadroya İstanbul Defterdarlığından  29.05.1945 tarihinde "başarılı yönetici” olarak Hesap Uzman Muavinliği’ne atanmıştır. Üç yıllık staj döneminden sonra ehliyet sınavını vermiş ve 1948 yılında Hesap Uzmanı olmuştur. Kıdem No.sı 47'dir.
İdare kademelerinde uzun yıllar çalışan Muzaffer Egesoy yeni mesleğini hemen benimsedi ve sevdi. Bu meslekte beşinci dereceden birinci dereceye kadar her kademede çalışmış ve 1959 yılında Kurul Başkanı olarak bu mesleği noktalamıştır.
Onbir yıllık bir hizmet süresinde onun bu meslekteki çalışma ve performansı “üstün bir başarı örneği” olarak bugün daha iyi anlaşılmaktadır. Bunun öyküsünü  aktarmaya  devam edeceğiz.

Hesap Uzmanı Olarak Yaptığı Çalışmalar
Muzaffer Egesoy’un Kurula girmesi, muavinlik dönemini tamamlayarak yeterlik sınavını vermesi ve Hesap Uzmanlığına atanması Büyük Vergi Reformunun hazırlık dönemine yani 1945-50 yıllarına rastlar. Bu çalışmalarda o da görev almıştır. Gelir Vergisi, Kurumlar Vergisi ve Vergi Usul Kanunu reform tasarılarının 1949 yılında TBMM Komisyonlarında müzakeresi sırasında Egesoy “Hükümet Sözcüsü” olarak görev almış ve Tasarıların savunmasını yapmıştır.
1 Ocak 1950 tarihinden yani, yeni vergi sistemi yürürlüğe girdikten sonra, Muzaffer Egesoy arkadaşımız, tıpkı diğer uzmanlar gibi yeni sistemin tanıtılması ve öğretilmesi amacı ile başlatılan eğitim kampanyasına katılmış, gerek İstanbul ve gerekse taşradaki illerde önce servis memurlarını sonra da halkı konferanslar ve kurslar vermek suretiyle bilgilendirmeye çalışmıştır.
Maliye Bakanlığı eğitim faaliyetlerinin uçup gitmemesi için bazı arkadaşlarımıza bu konuda “yazılı” görevler de vermiştir. Eski ve deneyimli bir uygulamacı olduğu için Egesoy’a yeni Vergi Usul Kanunu’nun Yorum ve Açıklamaları yazma görevi verilmiştir.
Muzaffer Egesoy, normal ve rutin işleri arasında 1949 tarih ve 5432 sayılı Vergi Usul Kanunu (Eski)’nun Yorum ve Açıklamalarını altı ay gibi kısa bir zamanda bizzat kaleme almış ve bu çalışma Maliye Bakanlığı tarafından 350-400 sahifelik kalın bir cilt halinde basılmıştır. O zamanlar çok yeni ve biraz hacimli bir yasa olduğu için Vergi Usul Kanunu’nun anlaşılması ve uygulaması pek kolay olmamıştır. Egesoy’un bu yararlı kitabı uygulamacılara önemli bir rehber olmuştur.
Bilindiği gibi, 5432 sayılı ilk Vergi Usul Yasası 1950-1961 yılları arası tam onbir yıl yürürlükte kalmıştır. Fakat 1960 İhtilalinde Milli Birlik Komitesi bu yasayı bir gecede yürürlükten kaldırmış ve yerine 04.11.1961 tarih ve 213 sayılı yeni Vergi Usul Kanunu’nu yürürlüğe koymuştur. Bu şekilde Muzaffer Egesoy’un bunca emek vererek hazırlamış olduğu Yorum ve İzahların yer aldığı kalın cilt hükümsüz kalmış ve tarih olmuştur. Ancak onun bu alanda verdiği çaba ve sarfettiği emeği, yaşam öyküsünü yazarken anmayı görev bildik.
Muzaffer Egesoy deneyimli bir uygulamacı ve kalem sahibi bir bürokrat olarak Maliye Bakanlığı’ndaki her yasal düzenleme ve Tasarı hazırlama hareketinde aranan, istenen çok yararlı bir uzman olduğunu birçok çalışmada göstermiştir. 1950 yılların başında Ali Alaybek’in Başkanlığını yaptığı Gider Vergileri Kanun Tasarısı hazırlık çalışmalarına Egesoy da katılmıştır. Ancak Komisyonun hazırladığı Tasarı Bakanlıkça revize edilerek 6802 sayılı Gider Vergileri Kanunu olarak yasalaşmıştır. Fakat Egesoy en çok Yeminli Mali Müşavirlik Yasa Tasarılarının hazırlanmasında destek olmuş ve çalışmalara katılmıştır.

Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Yasa Taslağının Hazırlanması
Muzaffer Egesoy'un Kurul mensuplarınca bile pek bilinmeyen bir hizmeti de bugün hala yürürlükte olan temel mali yasalardan biri 21.07.1953 tarih ve 6183 sayılı (AATUHK) Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun Taslağının bu arkadaşımız tarafından hazırlanmış olmasıdır. Bu olayı pek az kimse bilmekte ve hatırlamaktadır. O'nun yaşam öyküsünü yazarken yakından tanık olduğum için bu olayı kamuoyuna açıklamak isterim.
Türkiye mali tarihi incelenecek olursa görülecektir ki, Osmanlı İmparatorluğu  döneminde 5 Ağustos 1325 (1909) tarihli Tahsil-i Emval Kanunu ile    kamu alacaklarının tahsili, ödemede geciken borçluların haciz yolu ile veya hapsen tazyikini,  idare mercileri ile komisyonların bu konudaki görev ve yetkilerini gösteren hükümler uygulamaya konmuştur. O zamanki ortam ve koşullara göre uygun olsa bile zaman içinde bu Yasa eskimiş çağdışı bir hale gelmiştir. Böyle olmasına rağmen Tahsil-i Emval Kanunu, Cumhuriyet döneminde de yürürlükte kalmış ve ancak 1953 yılında kabul edilen 6183 sayılı    yeni Yasa’nın kabulü ile tarihin malı olmuştur.
Bilindiği gibi, l950 yılında Büyük Vergi Keformu ile gerçekleşen Gelir Vergisi, Kurumlar Vergisi ve Vergi Usul Kanunu yürürlüğe girdiği halde, Osmanlı döneminden yadigâr kalan Tahsil-i Emval Kanunu hala yürürlükte idi. Bu yasanın 45 yıldan beri uzun süre yürürlükte kalmasının nedenini, modern ceza yasaları ilkeleri ve insan hakları ile bağdaşmayan borçluları hapsen tazyik yöntemi ile   ödemeye zorlama yönteminde aramak gerekecektir. "Demoklesin kılıcı" gibi mükellefin başucunda asılı duran bu silah, borçluları zamanında ödeme yapmaya zorluyordu.
İnsan haklarına aykırı hükümler içeren bu arkaik Yasanın değişme zamanı gelmiş ve belki de geçmişti bile. Kurul başkanlığı aracılığı ile yeni Yasa Taslağını hazırlama görevi Trabzon turnesi sırasında Muzaffer Egesoy'a verildi,
Egesoy bu ağır ve güç göreve dört elle sarılarak işe başladı. Önce Siyasal Bilgiler Okulu’ndan (Mülkiye) Hocası olan ve o sıralar İstanbul Hukuk Fakültesinde görev yapan Ord. Prof. Dr. Sıddık Sami Onar ile görüşerek onun görüş ve fikirlerini aldı. Daha sonra icra ve iflas alanında çalışan hocalar ile temas kurdu ve danıştı. Böylece ortaya kamu alacağı şeklinde ifade edilen bir kavrama, şekil ve yön vererek başta vergiler olmak üzere resim ve harç şeklindeki asli ve gecikme zammı ve gecikme faizi gibi fer'i bütün kamu alacaklarını kavrayan imtiyazlı kamu alacaklarının cebri icra yoluyla tahsili hakkında bir Yasa Tasarısı hazırlayarak Bakanlığa sundu. Bu Taslak Bakanlıkta bir Komisyon marifetiyle incelenerek son şeklini aldı ve kısa zamanda TBMM' ne sevk edilerek Temmuz 1953’de yasalaştı. Bu şekilde kabul edilen 21.07.1953 tarih ve 6183  sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun’un hazırlanmasında Egesoy'un büyük katkısı olmuş ve emeği geçmiştir. Değişikliklere uğramasına rağmen bu yasa bugün bile sağlam ve yürürlüktedir.

Muzaffer Egesoy- İthal Malları Fiyat Kontrol Dairesi Reisi
Muzaffer Egesoy'un memuriyet yaşamında, İthal Malları Fiyat Kontrol Dairesi Reisliği bazı açılardan   önemli bir dönüm noktası, yeni bir aşama şeklinde kabul edilebilir. Benim de katılmış olduğum bu serüveni ilk kez geniş ve tarafsız olarak yeri gelmişken burada açıklamak istiyorum. Her ne kadar Orhan Güreli arkadaşımın yaşam öyküsünü yazarken bu konuya kısaca değindim. Ama bu açıklama yeterli sayılmaz. Kaldı ki, Güreli o çetin serüvende kısa süre sonra devre dışı kaldı ve havlu attı. Sağlığı elvermediği için, ben 2. Reis Muavini olarak devreye girdim Başkanımızı asiste etmeye çalıştım.
Aslına bakarsanız M. Egesoy başta olmak üzere bu Dairede görev alan Orhan Güreli, ben, Ziya Şenveli ve en genç arkadaşımız Zeki Kuruca dahil beş Hesap Uzmanı için yararlı bir deneyim oldu. Dört yıla yakın devam eden bu süre içinde yarı resmi 50-60 seçme personelden oluşan önemli bir denetim hizmeti yüklenen bu  Kuruluşun  yönetimine katıldık, idareci olmanın zorluklarını yakından gördük ve deney sahibi olduk.
Bu girişten sonra izin verirseniz, Muzaffer Egesoy Üstadın bu göreve nasıl atandığını ve dört yıla yakın mesai arkadaşı olan bizleri nasıl seçip yanına aldığını da anlatarak asıl konuya girmek istiyorum.
1935-36 ders yılında İstanbul'da Yıldız'daki Mülkiye Mektebine giren dört Galatasaraylı'dan biri de uzun boylu, iri cüsseli bir genç olan Cihat İren idi. Bu arkadaş  İsviçre'de ayrıca doktora yaptığı için O hep Dr. Cihat İren olarak anılır, bu unvanını  sürekli kullanırdı. Mektep yıllarında futbol değil, voleybol oynardı.
Ben kendisini Türkiye Odalar Birliği'nin  yayımladığı Türkiye İktisat Gazetesinde yazı yazmaya başladığım 1954'den sonraki yıllarda tanıdım. O tarihlerde dönemin çok ağırlığı olan, önemli kişi, Türkiye İş Bankası Yönetim Kurulu ve Türkiye Odalar Birliğinin de başkanı olan Uzeyir  Beyin yanında, Birliğin Genel Sekreteri olarak görev yapıyordu. Bu görevde çok başarılı oldu ve üne kavuştu.
1956 yıllarının ortalarında ithal mallarının fiyatını kontrol edecek yeni bir örgüt kurulmasına karar verilince, bu kuruluşun amiri ve yöneticisi olarak güvenilir, güçlü bir eleman aramaya başladı ve her halde Maliye Bakanlığındaki arkadaşlarına da danıştı. Ayrıca M. Egesoy'un da sınıf arkadaşı olduğu için onu okuldan tanıyordu.  Kararını verince Egesoy'a teklifi   götürüyor. Kabul ve Bakanlıktan izin alınması zor olmuyor ve Egesoy da tamamiyle kendi kararı olarak bizleri yani dört yardımcısını seçiyor. Bu seçim esas itibariyle başarılı olmuştur. Bizler de teklifi kabul ettik ve “d’ataché” sıfatı ile ve Hesap Uzmanı sıfatımız baki kalmak üzere, Bakanlık ve Kurul’dan geçici olarak ayrıldık. Hikâyenin başlangıcı böyle olmuştur.

İthal Malları Fiyat Kontrolunun Yasal Dayanağı
1950’li yılların başlarında ithal malları fiyat kontrolunun, dayandığı temel mevzuat, 1931 yılında yayımlanan Türk Parasının Kıymetini Koruma Hakkında Yasa ile buna dayanılarak çıkarılan Türk Parasının Kıymetini Koruma Hakkında Karar ve yine buna dayanılarak yayımlanan Tebliğler’dir. Bu, çok karmaşık bir mekanizmadan oluşmaktadır. Özetlemeye çalışırsak;
Önce Türk Parasının Kıymetini Koruma Hakkında Kanuna istinaden neşredilen 14 Sayılı Kararın 43’üncü maddesi “İthal mallarının fiyatlarının dış piyasalarda cari fiyatlara uygun olması şarttır” denilmek suretiyle ilk yasal hüküm konulmuş olmaktadır.
Daha sonra “Türk Parasının Kıymetini Koruma Hakkında 14 Sayılı Karara Müteallik 6 Sayılı Tebliğ Resmi Gazete’nin 2.7.1956 tarih ve 3347 sayılı nüshasında yayımlanmıştır. Bu belge 12 maddeden oluşan İthal Malları Fiyat Kontrol ve Tescil Yönetmeliğidir. İşte bizlerin çalıştığı İthal Malları Fiyat Kontrol Dairesi’nin kuruluşuna ait yasal düzenleme bundan ibarettir.
Daha sonra müştereken İthal Malları Fiyat Kontrol Dairesi Yönetmeliğini hazırladık. Bu yönetmelik 1 Ağustos 1956 tarihinden yayımlandı ve mevzuat gereğince Daire İstanbul Karaköy Deniz handa kuruldu ve 2 Ekim 1956 tarihinden itibaren çalışmaya başladı.

Örgüt ve Çalışması
İthal Malları Fiyat Kontrol Örgütü iki kademeli olarak tasarlanmıştır:
Birinci Kademe: İthal Malları Fiyat Kontrol Komitesi: Maliye Vekaleti Hazine Umum Müdürü, İktisat ve Ticaret Vekaleti Dış Ticaret Dairesi Reisi, Gümrük ve İnhisarlar Vekaleti Gümrükler Umum Müdürü, T.C. Merkez Bankası Umum Müdürü ile Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği Umumi Katibi ve İdare Hey’etince seçilen iki mümessil ile Daire Reisinden oluşan Komite bir karar ve sevk-idare organı idi.
Bu Komite ithal malları fiyatlarının kontrolüne ilişkin esasları koymak ve İthal Malları Fiyat Kontrol Dairesini sevk ve idare etmekle görevlendirilmişti.
Dr. Cihat İren bu Komitenin Genel Sekreteri olarak bizlerin çalıştığı Dairenin de üst kademe amiri idi. Her ay toplanan bu Komite toplantılarına bir üye olarak Muzaffer Egesoy da katılıyordu.
İkinci Kademe: İthal Malları Fiyat Kontrol Dairesi Bu Dairesinin amaç ve ilkeleri 6 sayılı Tebliğin 2’inci maddesinde belirtilmişti. Buna göre ithal malları fiyatlarının dış piyasalarda cari fiyatlara uygun olması şarttı. Türkiye’ye ithal olunacak bütün malların fiyat uygunluğu İthal Malları Fiyat Kontrol Dairesinin kontrol ve tesciline tabidir. Bu teşkilat tarafından fiyat uygunluğu, tescil edilmeyen malların T.C. Merkez Bankasınca bedellerinin transferine ve Gümrük İdarelerince ithaline müsaade olunmaz. Görüldüğü gibi ilke çok sert ve kesin olarak konmuştu.
Organizasyon şemasına göre, bu Daire, Reis ile iki Reis Muavini, mal gruplarına göre ayrılmış dokuz Grup Müdürü, Arşiv, Muhasebe ve İdari İşler Müdürlüklerinden oluşan zaman içinde değişen 60-80 elemandan oluşan bir organizasyondu.
Dairemizce hazırlanan Yönetmelik'de Dairenin görevi, kuruluşu organları ve çalışma düzeni ayrıntılı olarak gösterilmiştir. İyi yönetici ve teşkilatçı olan Egesoy, bizzat kaleme aldığı bu belgede bu hüner ve yeteneğini göstermiştir.
Gümrük Tarife Cetvelinde gösterilen pozisyonlara göre Grup Müdürlükleri, çeşitli emtea ve eşya fasıllarına göre şöyle kurulmuştur.
İthal Malları Fiyat Kontrol Dairesi
Grup Müdürlükleri
I. Grup Müdürlüğü; Nebati ve hayvani mahsuler ve müstahzarlar,
II. Grup Müdürlüğü: Kimyevi maddeler, ilaçlar, tıbbi müstahzarlar,
III. Grup Müdürlüğü: Medenler ve madenî mamuller,
IV. Grup Müdürlüğü; Tekstil maddeleri,
V. Grup Müdürlüğü; Çeşitli eşya ve mamuller,
VI. Grup Müdürlüğü; Makinalar ve motorlar,
VII. Grup Müdürlüğü; Zirai aletler ve yedekleri,
VIII. Grup Müdürlüğü; Elektrik malzemeleri ve motorlar,
IX. Grup Müdürlüğü; Nakil vasıtaları ve yedekleri.
Açıklama: Yeni gelen elemanlara örnek olmak üzere Hesap Uzmanı olan ben Reis Muavinliği uhdemde kalmak üzere I. Grup Müdürlüğünü, Ziya Şenveli II. Grup Müdürlüğünü ve Zeki Kuruca arkadaşımız III. Grup Müdürlüğünü deruhte ettik.
Grup müdürlükleri emrinde yeteri kadar fiyat uzmanı bulunmaktadır. Fiyat uzmanları yüksek tahsil yapmış olan ve iktisadî kültüre sahip iktisatçı, hukukçu, makine ve kimya mühendisleri ve eczacı gibi teknisyenler arasından imtihanla seçilerek alınmaktadır. Fiyat uzmanları fiyat kontrolü tatbikatında en ehemmiyetli bir safhayı teşkil eden fiyat etüdü, ihtisas komitesi toplama, fiyat raporu hazırlama işleriyle meşgul olurlar.
Arşiv Müdürlüğü fiyat dokümanlarını toplamak, fiyat tescil ve kartoteklerini tutmak, Daire faaliyet, neticelerini gösterir istatistikler tanzim etmek gibi vazifeleri ifa etmektedir.
Dairenin Muhasebe, Muamelât ve İdarî İşler müdürlükleri kendilerine mevdu hizmetleri ifâ etmekle mükelleftirler.
Yeni Dairenin kuruluşu, başta fiyat uzmanları olmak üzere personelin seçimi, yeni binaya yerleşme ve çalışmaya başlama çok başarılı oldu. Açtığımız giriş sınavı ile Daireye 15-20 kadar fiyat uzmanı aldık. Bunların içinde bazıları yurtdışında doktora yapmış, dil bilen iyi yetişmiş elemanlar idi. Bu işe kısa zamanda adapte oldular.
Başlangıçtaki duraksamalar kısa zamanda giderildi ve dış fiyatların tespiti, ihtisas komitelerinin yardımı ile pek zor olmadı ve iş yörüngesine oturdu. Bizler Egesoy başta olmak üzere belirli aralıklarda toplanıyor, sorunları çözüyor ve ahenk içinde çalışıyorduk. 1956 yarı yıl, 1957 ve 1958'in; ilk ayları bu çalışma düzeni arızasız devam etti.


İthal Malları Fiyat Kontrolü Konusunda Bakanlar Kurulu'na Verilen Brifing
Dairemiz 1957 yılında ikinci çalışma dönemine girmiş düzen ve disiplin içinde kendi yolunda başarılı olarak çalışmalarını sürdürüyordu. Fakat ülke döviz kıtlığı, mal yokluğu yüzünden bunalıma girmiş, karaborsa almış yürümüştü. Demokrat Parti iktidarı zor günler yaşıyor bir yandan da yaklaşan genel seçime hazırlanıyordu.
İthal Malları Fiyat Kontrol Dairesinin yapmış olduğu sıkı fiyat kontrolü büyük sıkıntı ve tepki yaratmıştı. Bu yüzden bizi Parti Merkezine "Bunlar Halk Partili, önümüzdeki seçimi sabote ediyorlar" diye şikayet bile etmişlerdi. Çünkü o yıl Tekel İdaresinin Brezilya'dan ithal edeceği büyük bir kahve partisini, fiyat yüksekliği nedeniyle  reddetmiştik.
Bir sonbahar günü İstanbul Cağaloğlu Vilayet Binasında toplantı halinde olan Bakanlar Kurulu, Muzaffer Egesoy'u davet ederek bilgi verilmesini istemişti. Egesoy,  I. Grup Müdürü olarak beni çağırdı ve "Doktor dosyanı al, Vilayete gidiyoruz, bizi çağırdılar" dedi.
Bakanlar Kurulu, büyük bir salonda toplantı halinde idi. Bizi oraya aldılar, biraz sonra Menderes geldi hafif, gülümseme ile önce Muzaffer Bey’in sonra da benim elimi sıktı.
Biz de masa etrafındaki yerimizi aldık. Önce Egesoy İthal Malları Fiyat Kontrol Dairesi hakkında toplu bilgi verdi ve sonra da Grup Müdürü olarak sözü bana bıraktı. Bakanlar Kuruluna kahvenin bir borsa metaı olduğunu, bunun fiyatının New-York ve Rio de Jenerio borsalarında her gün ilan edildiğini ve aldığımız istihbarata göre Tekel'in ithal edeceği 5 No. lu Kahvenin Fob ton bedelinin o tarihte 75 US $ olduğunu halbuki bize beyan edilen fiyatın 110 US $ olduğunu bu nedenle talebi kabul etmediğimizi bildirdim.
Bu kısa açıklama Bakanlar Kurulu’nca uygun görülerek Başkan Egesoy ve ben aklandık, hatta teşekkür bile aldık. Bu olay Muzaffer Egesoy’un güçlü, yetenekli ve dürüst bir üst kademe bürokrat ve yönetici olduğunu göstermesi açısından beni çok etkilemiştir.

İş Hacminin Artması, Yönetimin Güçleşmesi ve Ayrılış
Fakat 1958 yılından itibaren Dairenin iş hacmi çok arttı. Kadro ve işyeri dar gelmeye başladı. Önce yeni bir sınav açarak 30 fiyat uzmanı daha alarak kadroyu takviye ettik ve Deniz Han'ın bir katını daha kiraladık. Gruplar takviye edildi. Mesai arkadaşlarımız ağır iş yükü altında bunalmaya başladılar. Geç vakitlere kadar çalışıyorduk. Güreli ve ben Grup Müdürlüklerinden gelen fiyat uygunluk belgelerini imzalayıp mühürlemekten başka bir iş yapamaz hale geldik.
Yeni Dairenin memur kadrosu Türkiye Odalar Birliği personeli sayılıyor, maaş, terfi, emeklilik durumları Devlet memurlarından çok farklı idi. Diğer yandan seçilen kadro daha önce kamu hizmetinde çalışmamış, düzen, disipline pek alışık olmayan, bazıları yurt dışında okumuş ve doktora yapmış, kaliteli elemanlardan oluşuyordu. Daire de kurulu düzen, ciddiyet, disiplin ve otoriteye dayanıyordu. Zaman içinde bu ağır hava personeli sıkmaya ve rahatsız etmeye başladı ve çalışmanın verdiği sıkıntı ve stres yüzünden üst kademe yöneticiler ile personel arasında anlaşmazlıklar ve tartışmalar yaşandı. Bunlar bazen ayaklanma ve direnmeye kadar vardı. Dairede bir zaman sonra disiplin ve düzen kalmadı.
Başkan Muzaffer Egesoy'un yönetim ve disiplin anlayışı özel bir kuruluş sayılan Daire personeline ağır gelmeye başladı ve üçüncü yıl sonunda Dairedeki çalışma ahengi ve düzen iyice bozuldu. Bu kez işe Komite müdahale etti. Muzaffer Bey bundan rahatsız oldu, Kurula dönmeye karar verdi. Bu derin anlaşmazlık bize de sirayet etti. Çözüm için ortak bir yol bulamadık ve sonunda Muzaffer Egesoy, Orhan Güreli ve Zeki Kuruca üç arkadaşımız 28 Şubat 1959 tarihinde istifa ederek Kurul'a döndüler.
Bunun üzerine Komite, Ziya Şenveli'yi Reisliğe beni de Reis Muavini olarak görevimde bırakarak yeniden atadı ve ikimiz 27 Mayıs 1960 tarihine kadar Dairedeki göreve devam ettik.
İthal Malları Fiyat Kontrol Daidesindeki ortak çalışma ve beraberlik de böylece pek parlak sayılmayacak bir şekilde noktalanmış oldu.
Fakat Maliye Bakanlığı, Türkiye Odalar Birliği'nin bu davranışını pek tasvip etmemiş olacak ki, Muzaffer Bey Kurula döndükten kısa bir süre sonra Başkanlığa atandı. Bu davranış bir tür terfi-tâltif anlamına geliyordu
İthal Malları Fiyat Kontrol Dairesinin dört yıla yaklaşan hizmet süresi içinde Daire parlak, dürüst, namuslu bir performans sergiledi. Yaptığımız iş çok kritik bir hizmet olmasına rağmen hiçbir yolsuzluk, görevi kötüye kullanma ve dedikodu yaşanmadı. Bizlerden sonra Daire'den "kontrol" görevi kaldırıldı ve aynı kuruluş ithal mallarının fiyatlarını tescil ederek yıllar boyu çalışmaya devam etti(*).

Evlenmesi
Kısmen ailevi nedenlerle ve belki de yaşama ve çalışma düzeninden olacak, o yıllardaki ölçülere göre, Muzaffer Egesoy üstadın evlenmesi gecikmiş görünüyordu.
Muzaffer Egesoy'un evlenmesi birlikte çalıştığımız İthal Malları Fiyat Kontrol Dairesindeki yıllara rastlar. Ustad 1957 yılında kendisini dolaylı olarak tandığımız Perran Sunol hanımla önce nişanlandı ve sonra da 28 Mayıs 1958 tarihinde evlendiler. Nikahtan sonra Dairenin ileri gelenlerinin katıldığı bir akşam yemeğinde bu birlikteliği kutladık. Sonra çift balayı için Avrupa’ya gitti.
Aile bir süre sonra İstanbul'dan Ankara'ya taşındı ve ilk çocukları Sabriye Evin Egesoy 1959'da dünyaya geldi. Beş yıl sonra da ikinci kızı Güzide Aylin Egesoy 1964 yılında doğdu.
2009 yılı Ekim ayı ortalarında Muzaffer Egesoy'un yaşam öyküsünü yazmaya karar verdikten sonra ailenin Ayanoğlu Caddesi-Eflatun Sokaktaki evlerinde onları ziyarete gittiğim zaman yıllar sonra Perran Hanım ve iki kızını topluca görmek mümkün olabildi. Eksik olmasınlar bana sundukları bilgi ve belgelerle Egesoy'un bilmediğimiz birçok yönlerini öğrendim ve bunları yazılı hale getirdim. Aileye burada teşekkür etmek isterim.

Muzaffer Egesoy Hesap Uzmanları Kurul Başkanı
Muzaffer Egesoy, İthal Malları Fiyat Kontrol Dairesindeki Reislik görevinden ayrılıp 1959 yılı Şubat ayı sonunda Hesap Uzmanlığına geri dönmüştür. Fakat çok yorgun ve morali bozuktu. Bir süre tatil yapıp dinlenmeye ihtiyacı vardı. Fakat buna pek fırsat bulamadı.
Bu ara büyük ve önemli bir sürpriz onu bekliyordu. Kurula dönüşünden yaklaşık iki ay sonra 1 Mayıs 1959 tarihinde Muzaffer Egesoy Hesap Uzmanları Kurulu Başkanlığına atandı. Bu, HUK'un tarihsel gelişmesinde çok önemli bir olaydır. Çünkü 1945 yılı Mayıs ayı sonunda kurulup çalışmaya başlayan Hesap Uzmanları Kurulu Başkanlığına hep Maliye Müfettişleri atanıyor, Kurul bunlar tarafından yönetiliyordu. Şimdi aradan 14 yıl geçtikten sonra ilk kez camiadan yetişen genç sayılabilecek, iyi yetişmiş, dinamik ve ehliyetli bir arkadaşımız Kurul'un Başkanlığına geliyordu. Bu atama Kurul'un geleceği, gelişmesi ve bir geleneğin yerleşmesi açısından önemli bir başlangıç olmuştur.
Maliye Bakanlığında böyle önemli ve stratejik görevlere yapılan atamalarda işin bir de hazırlık ve kulis çalışmaları da vardır. Acaba Muzaffer Bey’in tayininde kimler etkili oldu, kimler nasıl bir kulis yaptı bunları da bilmek gerekiyor. Bu satırların sahibi o tarihte Kurul dışında görev yaptığı için durumu iyi bilemiyor. Bugüne kadar bana yansıyan bir haber olmadı. Bazı olasılıkları şöyle sıralayabiliriz:
Bu atamanın yapıldığı Mayıs ayı başında Türkiye'de Demokrat Parti iktidarının son yılı idi. Maliye Bakanı Hasan Polatkan ve Kurul Başkanı da Müfettiş kökenli Derviş Gılava idi. Maliye Müsteşarı ise Sait Naci Ergin idi. 1936 yılı mezunu olan Derviş Bey, on yıla yakın bir süredir hem Teftiş ve Hem de Hesap Uzmanları Kurulu Başkanlığını birlikte yürütüyordu ve hiç bir sorun da çıkmıyordu.
Böyle bir ortamda Derviş Gılava'nın Hesap Uzmanları Kurul Başkanlığını okuldan tandığı iyi yetişmiş bir arkadaşına devretmek istemesi düşünülebilir; yaptığı bu teklifi Maliye Müsteşarı da uygun bularak Bakana yansıtabilirler. Bakan uygun görüp onay verebilir. Atama bu şekilde üçlü bir işbirliği ile rahatça gerçekleşebilir.
Diğer bir ihtimal de, yazımın baş tarafında belirttiğim gibi, Egesoy' un İthal Malları Fiyat Kontrol Dairesindeki mesaisi takdir edilir ve Kurula dönüşünde kendisi "terfian" Kurul Başkanlığına atanmış olabilir. Ancak aradan yıllar geçtikten sonra ihtimallere dayanarak bir sonuca varmak çok güç görünüyor. Ailesinin de bu konuda bir bilgisi mevcut değildir.

Kurul Başkanı Olarak Hesap Uzmanı Muzaffer Egesoy

Ali Alaybek Üstadın, genç arkadaşlara yaptığı konuşmalarda portresini çizdiği "ideal bir Hesap Uzmanı tipi" vardır. İşte Egesoy bu ideal tipe aynen uyan tipik bir örnek sayılır.
Muzaffer Egesoy temiz, zevkli giyinirdi. Ayakkabıları hep boyalı ve temizdi. Gömleği ve kravatı zevkli ve renk uyumlu idi.
İnsan ilişkilerinde kibar, ciddi ve ölçülü idi. Diğer meslekdaşlarına pek benzemezdi. Bir idarecide bulunması gerekli niteliklere sahipti. Görevde ihmal ve başarısızlığı kolay affetmezdi. Bu yüzden toleranslı sayılmazdı. “Resmi kitabeti” yani kalemi güçlü, Türkçe'ye çok meraklı ve dile hakim bir yazardı. Rahat ve hızlı çalışırdı.
Konuşması, ses tonu çok etkiliydi. Düzgün ve kitabi konuşurdu. Çalışkan ve verimli idi. İyi düşünür, planlar, bir fikri başarılı olarak yazıya döker ve uygulamaya geçerdi. Teşkilatçı ve organizatördü.
Onun resmi ve ciddi havası, disiplini, beraber çalıştığı mesai arkadaşlarının bazılarına dokunuyordu. Bu nedenle dostu ve seveni çok olduğu kadar, muhalifleri de az değildi. Halbuki bizim mesleğimiz her zaman denetim ağırlıklı bir kamu hizmeti olduğu için bilgi, deneyim ve titizlik gerektiren bir iş koludur ve böyle bir hava içinde yetişmemiz ve çalışmamız gerekir. Muzaffer Bey bu konuda titiz ve ısrarlı idi. Bu tutumundan sonuna kadar taviz vermedi.

Kurul Başkanı Olarak Çalışmaları ve İcraatı
1959 yılından 1965 yılına kadar Muzaffer Egesoy Kurul Başkanı olarak 6 yıl 3 ay 10 gün bu önemli ve ağır görevi ifa etmiştir. Şimdi onun icraatını satırbaşları olarak özetlemeye çalışacağız.
1. Tasfiye
Hesap Mütehassıslığından Hesap Uzmanlığı'na geçiş aşamasında Kurul'a eski kadrodan, Bakanlık camiasından ve idareden gerek haklı ve gerekse kayırma yöntemi ile bu mesleğe bir hayli vasıfsız ve niteliksiz eleman "kazanılmış hak" ilkesine göre girmişti. Bunlar camiada gerçekten rahatsızlık yaratıyordu. Bu olayı bundan önce kaleme aldığım bazı biyografilerde dile getirmiştim. Hatırlanacak olursa Kurul'da ilk temizlik 1950 yılında Müfettiş kökenli Halil Ayan Demokrat Parti iktidarında Maliye Bakanı olunca yapılmıştı. O tarihte Hesap Uzmanları'nın yevmiyeleleri kaldırıldı, herkes mecburi turneye gönderildi ve bu ara Kurul bünyesinde durumu "sakıncalı" olan 8-10 kadar hesap uzmanı idari görevlere atanarak Kurul ile ilişkileri kesildi. Bu ilk "Tasfiye" hareketi epey tepki toplamıştı. Fakat bugün bakıyorum da o temizlik haklı ve yerinde idi.
Egesoy Başkan olunca ilk icraat programına o zaman yarım kalan tasfiye işlemini koydu. Ancak bu işlemi hemen değil zamana yayarak ve ortalığı velveleye vermeden gerçekleştirdi ve Kurul içinde dikkat çeken yarım düzine kadar şaibeli ve bozuk sicili olan "çürük elma"yı tasfiye etti. Ancak bu operasyon pek kolay olmadı. Çünkü bu adaylardan bazıları torpilli ve üst kademe yöneticiler tarafından destekleniyordu. Buna rağmen Egesoy yılmadan mücadele etti ve sonunda başarılı oldu.
Not: Burada isim vermek istemiyorum. Çünkü bu adayların bir kısmı hayatta olabilir veya ailesi efradı bu açıklamaya tepki gösterebilir.
2. Kurul'a çeki düzen verdi
Muzaffer Egesoy'un kendine has bir yönetim anlayışı, ilkeleri ve idealleri vardı. O bunları daha önce; kafasında olgunlaştırmıştı. İşte Hesap Uzmanları Kurul Başkanı olunca bu genç ve güzide camiaya kendi tasarladığı formu vermek istiyordu ve bu fırsat da eline geçmişti.
On yıla yaklaşan Başkanlığı sırasında Müfettiş kökenli Derviş Gılava'nın Kurul'a bir katkısı olmamıştı. Onun yöneticiliği rutin hale gelmişti. Muzaffer Bey ilk hamlede Hesap Uzmanları Kuruluna bir kişilik (şahsiyet) kazandırma işine girişti, Önce Maliye Bakanlığı içinde Kurul ağırlığı hissedilmeye başlandı. Zaten kendisi davranışları ve çalışma düzeni ile bu saygınlığı yaratıyordu.
İkinci aşamada Kurul mensupları, Bakanlık dışında özellikle Devlet yönetiminde aranan, istenilen elemanlar haline geldi. Daha sonra Kurul elemanlarının ünü özel kesime de yayıldı. Fakat bu tür transferler Başkanı epey kızdırıyordu.
3. Kurula giriş ve yeterlik sınavlarını ele aldı
Bizim her şeyimiz bir ölçüde Teftiş Kurulu modeline benziyordu ve oradan alınmıştı. Muzaffer Egesoy ilk aşamaca HUK'un kuruluş ve çalışma esaslarını gösteren Yönetmelik'de gerekli gördüğü değişiklikleri yapmak üzere ön hazılıklara başladı ve bunları peyder pey gerçekleştirdi. İkinci aşamada Kurul’a giriş ve yeterlik sınavları ile ilgili düzenlemeleri günün koşullarına uydurmak için çalışmalar yaptı ve bunlar gerçekten modern hale geldi.
4. HUK rumuzu ve rozet
Hesap Uzmanları Kurulu'nun bir amblemi yoktu. Egesoy ilk kez HUK kısaltmasını buldu ve bunu bir san'atçıya yeniden çizdirerek bir rozet haline getirdi. Renkli ve zevkli bir çerçeve içinde çoğaltıldı. Bizler daha sonraları bunları yakamıza takarak her yerde taşıdık. Böylece Kurul mensuplarının birbirini tanımaları kolaylaştığı gibi, örnek bir tanıtım aracı oldu. Böylece Kurul'un bir "tüzel kişilik" haline gelmesini ona borçluyuz.
5. Turneler düzenli hale geldi
Her yıl yapılması gelenekleşen Turne Programları kıdem ve adalet ilkesine göre, imtiyaz, kayırma ve torpil olmadan bir plana göre düzenlenmeye başladı ve sızlanma ve şikayetler ortadan kalktı. Böylece her hesap uzmanı her yıl hangi bölgeye kaç ay süre ile gideceğini bilir hale geldi. Bu gibi düzenlemeler, "kurul halinde çalışan idari birimlerde" önemli islahat sayılır.
6. İstanbul, Ankara, İzmir Grup  
    Başkanlıklarının idari görev yetkileri
    artırıldı
Hesap Uzmanları Kurulu'na bütün yetki ve sorumluluk Başkanlıkta toplandığı için yeni Başkan bunlardan bir kısmını, güvendiği ve beğendiği Kurul Başkan Yardımcısı ile Grup Başkanlarına bırakarak idarede bir "ademi merkeziyet"e gitmeyi denedi ve bu amaçla Üç Grup Başkanlıklarının idari yetki ve sorumluluklarını artırdı. Böylece Merkez daha büyük ve önemli projelerin gerçekleşmesine zaman ayırmak olanağına kavuştu. Bu davranış Hesap Uzmanı olan idareci arkadaşlara moral, kişilik ve güven verdi ve iş deneyimleri arttı. Bu temel idari reform randımanı ve verimi artırdı. Hesap Uzmanları Kurulu'nda yeni bir hava esmeye başladı, arkadaşlarda bir canlanma oldu, yeni bir ruh geldi. Tabii bu ciddi havadan rahatsız olan bir grup da vardı. Özellikle "eski kuşak", uzmanlar bu yönetimi bir hayli yadırgadı. Fakat kazanan yine Kurul oldu, çünkü vergi denetim hizmeti güçlendi.
7.  Uzmanların yurtdışına staj ve incelemeye                                            gidişleri objektif bir statüye kavuştu
Hesap Uzmanlarının yurt dışına staj ve inceleme için gönderilmeleri ve bunun belirli bir programa göre düzenlenmesi Kurulumuzda öteden beri bir sorun olmuştur. Uzman sayısındaki artışlar, bütçe ödeneklerinin yetersizliği, bu konuda konulan kuralların zaman zaman aksamasından olacak,   objektif ve adil bir çözüm bulunamamış, bulunan çözümler de zaman içinde geçersiz hale gelmiştir. Şimdi ayrıntıya girmek istemiyorum. Yeni Başkan kendi döneminde bunu bir ölçüde çözmüştü. Fakat sorun zaman zaman yine ortaya çıkmakta ve sorun olmaya devam etmektedir. Fakat unutmamak gerekir ki, arkadaşların görgü ve bilgilerini artırmak ve mesleki staj için yabancı bir ülkeye bir yıl süre gitmesi, sanıyorum bizim mesleğin bulunmaz bir fırsatı ve nimetidir. Yeter ki, zaman iyi kullanılsın, bundan gereği şekilde yararlanılsın.

Ayrılış
Makamlar, mevkiler burada görev yapanlar için ebedi değildir. Gün ve saati gelince onların da buradan ayrılması ve bayrağı bir başkasına devretmesi mukadderdir. Nitekim öyle oldu. Muzaffer Egesoy Hesap Uzmanları Kurul Başkanlığında altı yılı aşkın bir görev yaptıktan sonra 31 Temmuz 1965 tarihinde hizmet süresi dolduğundan, yerleşmiş bir geleneğe uyularak bir dış göreve atanması yapıldı. Bildiği yabancı dil esas itibariyle Fransızca olduğu ve zaten daha 01.06.1965 tarihinde Brüksel Büyükelçiliği Mali Müşavirliğine ataması onaydan çıktığı için görevi Kurulumuz mensuplarından Muhtar Güredin'e devrederek yeni görevine başlamak üzere Belçika’ya hareket etti.
Bundan sonraki dönemde, gelenek bozulmadı, bayrak elden ele kendi arkadaşlarımıza devredilerek Kurul başarılı çalışmalarını sürdürdü. Unutmayalım ki, kendi içimizden yetişen ilk Kurul Başkanı Muzaffer Egesoy olmuştur. Onun bu camiaya katkı ve hizmeti büyüktür, ruhu şad olsun.
Muzaffer Egesoy'a 02.10.1965 tarihinde Fahri Hesap Uzmanı unvanı tevcih edildi.
Bulunduğu Diğer Görevler
Muzaffer Egesoy'un Hesap Uzmanları Kurul Başkanlığından ayrıldığı 1965 yılından emekli olduğu 1974 yılına kadar bulunduğu resmi görevleri tarih sırasına göre şöyle özetleyebiliriz. Bu bölümde fazla ayrıntıya girmek istemiyorum. Kaldı ki, elde yeteri kadar da bilgi ve belge bulunmamaktadır.

1. Brüksel Büyükelçiliği Maliye Müşavirliği
Egesoy bu göreve 1 Haziran 1965 tarihinde atandı. Ancak Kurul Başkanlığının devir ve teslimi, işlerin tasfiyesi nedeniye yeni görevine bir aylık bir gecikmeden sonra hareket edebildi.
Hesap Uzmanlığı döneminde Muzaffer Egesoy staj için Fransa-Paris’e gönderilmişti. Bu nedenle Belçika'ya ilk kez gidiyordu. Fransızca konuşulan bir ülke olduğu için dil bakımından zorluk çekmedi. Ayrıca burada,  Avrupa Ekonomik Topluluğu nedeniyle oldukça kalabalık bir Türk misyonu ve kolonisi mevcuttu. Brüksel'e yerleşme ve intibak, bu şehrin yabancı akımına uğraması nedeniyle pek kolay olmamıştır.
Egesoy üç yıl süren Müşavirlik görevi sırasında özellikle serbest mali müşavirlik konusunu incelemiş ve Ankara'ya her ay bu ülkenin iktisadi ve mali durumu hakkında raporlar sunmuştur.
Üç yıllık görev süresi tamamlanınca Muzaffer Egesoy'un Maliye Bakanlığı Muhasebat Genel Müdürlüğüne tayini yapılmış ve Ağustos/1968 ayı sonunda Türkiye'ye dönmüştür.

2. Muhasebat Genel Müdürlüğü
Hatırlarda olduğu üzere, 1938 yılında Egesoy Siyasal Bilgiler Okulu'dan (Mülkiye) mezun olup zorunlu hizmet nedeniyle Maliye Bakanlığı'nda memuriyet stajına bu Genel Müdürlükte başlamıştı. Aradan 30 yıl geçtikten sonra bu kez aynı mevkie Genel Müdür olarak gelmek gerçekten hoş bir duygu olsa gerek. Üstad 1 Eylül 1968 tarihinde Avrupa dönüşü bu koltuğa oturarak göreve başladı. O yıllar bu Genel Müdürlük Bakanlığın en karmaşık, bürokrasi ve kırtasiyeciğin yuvalandığı, gerçekten reform isteyen bir servisi idi. Egesoy bir yandan Hesap Uzmanlığı, diğer yandan orginazatör yönü ile işe girişti bu yıllarda Genel Müdürlükte Devlet Bütçe hesaplarının şeffaf, anlaşılabilir ve hesap verilebilir hale gelmesi için bir reform gerçekleştirdi. Bu hizmeti bugün bile yadedilir.

3. Maliye Bakanlığı Müşavirliği
Egesoy memuriyet hayatında tepe noktasına gelmişti ve Muhasebat Genel Müdürlüğündeki üç yıllık hizmet süresi tamamlanınca yine "terfian" Bakanlık Müşavirliğine atandı ve 1 Mayıs 1971 tarihinde burada göreve başladı. Bu makam bürokraside "kızak yeri" sayılırsa da aslında öyle değildir. Bu görev Bakanlık Müsteşarlığına açılan bir kapıdır. Nitekim o zaman bütün Kurul mensupları heyecanla onun Müsteşarlığa atanma haberini bekler hale geldi. Aradan aylar ve yıllar geçtiği halde bu güzel haber bir türlü gelmedi. Sonuç olarak Muzaffer Egesoy 36 yıl süren Devlet hizmetinden sonra 31.05.1974 tarihinde emekliye ayrıldı ve böylece Devlet hizmeti noktalandı.
Muzaffer Egesoy'un haklı olarak Bakanlık Müşavirliğinden sonra Maliye Müsteşarlığına atanmaması o yıllarda epey tartışma konusu oldu. Kendisi bu makama her bakımdan lâyık, iyi yetişmiş ve ehil bir kişi olduğu halde çeşitli nedenlerle bu atama gerçekleşmedi. Bu olayın gerçekleşmemesinin çeşitli nedenleri vardır. Bunları burada tartışmanın bir yararı yok. Yalnız olasılıkları şöyle sıralayabiliriz.
Muzaffer Egesoy Maliye Müfettiş kökenli değil çok iyi yetişmiş bir hesap uzmanı idi. Bu sıfatı onun Müsteşarlığa atanmasının en büyük engeli olarak kabul edilir. Halbuki o mükemmel bir bürokrat, Maliye Bakanlığını her yönü ile bilen, kendi kendini yetiştirmiş bir yönetici idi. Bu makam için biçilmiş kaftandı. Diğer yandan bütün memuriyet hayatında iktidardaki Hükûmetlere paralel bir Siyasal eğilim göstermedi. Teknik deyimle "à politic" bir tipti. Bu nedenle hiç bir yerden siyasal destek bulmadı. Müsteşarlığa getirilmemesinde bütün bu ve belki de şimdi tahmin edemediğimiz veya bilmediğimiz başka nedenler de vardı. Özetle talih ona yardımcı olmadı. Fakat onun kişisel nitelikleri, başarısı her zaman için anılıyor ve anılmaya da devam edecektir. Şimdiden o bir "efsane" haline geldi bile.

Hocalığı
Kendi deyimi ile Muzaffer Egesoy "öğretim görevliliğini" çok seviyor, beğeniyor ve benimsiyordu. Akademik çevrede bu meslek öğretim üyeliği veya daha yaygın şekilde "Hocalık" diye anılır. Muzaffer Egesoy bu hizmeti memuriyet yıllarında devam ettirdi ve serbest hayata geçtikten sonra bu mesleği hiç ifa etmedi. Şimdi onun yaşam öyküsünde önemli bir yer tutan hocalık görevlerini de kısaca görelim.
1. Siyasal Bilgiler Fakültesi-Ankara
Burası onun yetiştiği Cebeci'deki Siyasal Bilgiler Okulu’nun (Mülkiye) Fakülteye dönüşmüş adıdır. Egesoy yıllar sonra mezun olduğu okuluna 1 Ocak 1960 tarihinde "Türk Vergi Sistemi ve Vergi Hukuku" kürsüsüne öğretim görevlisi olarak geldi; beş yıl süre ile bu Fakültede dersler verdi ve öğrenciler yetiştirdi. Bu işi severek, benimseyerek yapıyordu. Eğer Hesap Uzmanı olmasaydı muhakkak kariyere geçip hoca olurdu. Yetiştirdiği öğrenciler, daha sonra Kurul’a giriş sınavını kazanarak girmiş ve Hesap Uzmanı olmuştur. Egesoy'un bu görevi 30 Haziran 1965 tarihinde son bulmuştur. Bazı kitaplarını ve notlarını bu sürede hazırlayıp bastırdı. Bunları aşağıda Eserleri başlığı altında göreceğiz.(*)
2. Ankara İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi
Siyasal Bilgiler Fakültesindeki hocalık görevine beş yıl devam etti ve sonra ayrıldı. Fakat bu kez Ankara İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi Maliye Enstitüsünden 1969 yılı başında öğretim görevliliği için yeni bir teklif aldı. Yeni dersin adı "Vergi Uygulamaları" idi. Bu Kurumdaki görevi beş yıl davam etti ve 1974 yılında emekliye ayrıldığı için hocalığı burada noktaladı ve İstanbul'a yerleşti.
Bu ara Türkiye Bankalar Birliği' nden aldığı teklif üzerine bu kuruluşun eğitim merkezinde 1969-1981 yılları arasında kurslar şeklinde "Bankacılık Yönünden Vergi" başlıklı bir program yürüttü.
Ankara'da resmi görevde bulunduğu yıllarda Orta Doğu Teknik Üniversitesinin Murakıbı olarak 1969-1974 yılları arası, Bakanlık onayı ile görev yaptı. Bu hizmeti de, resmi kamu görevi olarak değerlendirmek gerekir.
Hobi ve Merakları
Muzaffer Egesoy sadece ciddi bir bürokrat ve maliyeci değil, düşünen, yazan, çok yönlü ve ince zevkleri olan bir entelektüeldi. Onun bilmediğimiz yönleri ve merakları vardı. Bana sunulan belgeleri karıştırırken onun bu yanlarını bilmek ve öğrenmek olanağını buldum. Bunları özet olarak aktarmak istiyorum.
İlk ve önemli merakı müzik ve özellikle Batı müziği idi. Çocukluğunu anlatırken, babası Mahmut Hamdi Bey’in evlerinde her hafta müzik toplantıları yapıldığını, saz çalınıp şarkı söylendiğini, çocukları için klâsik Batı müziği plâkları getirtiğini söylüyor. Muzaffer Bey böyle bir ortamda yetişmişti. Ayrıca dört yıl keman dersleri aldı, bu zor enstrümanı çalmayı denedi. Kendisinin ayrıca zengin bir Batı müziği plak kolleksiyonu olmuştur.
Muzaffer Egesoy, dil, edebiyat, şiir ve felsefe konularına büyük ilgi duyuyordu. Çok okurdu, eski ve yeni şiiri ezbere biliyordu. Zaman zaman kendisi de şiir denemeleri yaptı. Bunları yayımlamadı.
Türk Dil Kurumu Başkanı Ömer Asım Aksoy'u yakından tanıyordu ve Kuruma üye oldu, burada yirmi yıla yakın çalıştı, felsefe kulüplerine üye oldu ve Hanımı da İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe bölümü mezunu idi. O da Erenköy Kız Lisesi Felsefe Öğretmenliğinden emekli olmuştur. Batı müziğine ilgi duydu, konserleri kaçırmıyordu.
Ağır resmi görevi yanında bu gibi yan meşgale ve meraklarla dinlenmeye ve eğlenmeye vakit ayırabiliyordu.
Emekliye Ayrılması ve Serbest Hayat
Muzaffer Bey, emekliye ayrıldıktan sonra aile 1974 yılında Ankara'dan İstanbula taşındı ve bir müddet sonra Kadıköy Ayanoğlu Caddesi Eflatun Sokak'ta satın aldıkları Anı Apartımanının 7 No. lu dairesine yerleşti. İki kızı daha okul çağında oldukları için eğitimlerine İstanbul'da devam ettiler.
Muzaffer Bey'in emeklilik için ayrı bir projesi yoktu. Bir süre hobileriyle meşgul oldu. Daha sonraki yıllarda, YMM Kanunu kabul edilip uygulamaya girdiğinden, yakın meslekdaşları ile anlaşıp bir YMM A.Ş. kurup çalışmayı denedi. Kadro bir hayli kalabalıktı. Mecidiyeköy'de bir işyeri kiralanıp proje gerçekleşti. Çoğu bürokrasiden gelen ve bu işlerde pek deneyimi olmayan grup, yarı ticari, yarı mesleki olan bu girişimi yürütemediler ve bir süre sonra şirket dağıldı. Fakat Muzaffer Egesoy Koç Holding Grubundaki denetçilik görevine devam etti.

Dergi Yöneticiliği
Muzaffer Egesoy kamu hizmeti için yaratılmış gerçek bir bürokrattı. Okumayı, yazmayı, Hesap Uzmanı olarak kendi alanında çalışmayı seviyordu. Emekliye ayrıldıktan sonra mesleki yazılarına bazı dergilerde devam etti. O sıralar yayıncılıkta önemli bir marka ve firma olan Lebib YaIkın Yönetim Kurulu Başkanı benim de öğrencim olan Mustafa Yalkın aylık mesleki bir Dergi çıkarmaya karar verdi ve Muzaffer Bey’e bir teklif sundu. Konu yayımlanacak mesleki derginin editörlüğü, yani Yazı İşleri Müdürlüğü idi. Kabul edip etmiyeceği kendisinden soruldu. Bu görev, Egesoy için biçilmiş kaftandı ve teklifi kabul ettiğini bildirdi. Bu projeye,önce meslekdaşımız 1937 mezunlarından Nihat Onat, daha sonra da 1938 mezunu Medeni Derkunt arkadaşımızın katılması ile üçlü mükemmel bir kadro oluştu.
Her zaman ve her yerde olduğu gibi Muzaffer Egesoy üstadımız önce yeni dergiye Mükellefin Dergisi diye ad buldu. İşi planladı, hazırıklar tamamlandıktan sonra 1993 yılı Ocak ayında ilk sayısı bir sunuş yazısı ile yayınlanmaya başladı. Bir satış stratejisi olarak aylık Mükellefin Dergisi mevzuat yayınlarının "ücretsiz eki" şeklinde abonelere bir yıl gönderildi. Ertesi yıl, belirli bir okuyucu kitlesinin oluşması varsayımına göre, fiyat konularak piyasaya sunuldu. Kaliteli bir yayın olduğu için tutuldu ve tirajı yükselerek iş dünyasında aranan mesleki yayınlarından biri haline geldi.

Bu Ekibe Katılışım
Lebib YaIkın Yayınlarının işyeri, karşı yakada 4. Levent Oto sanayi sitesinde idi. Buraya gidip gelme güç olduğu için Mustafa Yalkın bu üçlü yazı kadrosuna Göztepe'de bir büro kiralamış, tefriş ettikten sonra onlara tahsis etmişti. Başta Muzaffer Egesoy, Nihat Onat ve Medeni Derkunt arkadaşımız mesailerini burada sürdürüyorlardı.
Yazı kadrosunu oluşturan meslekdaşlarımız yorucu ağır mesai ve yaşlarının da ilerlemiş olmaları nedeniyle yorulmuş olacaklar ki 1994 yılı ortalarına doğru bir gün Mustafa Yalkın beni aradı ve üçlü kadronun benimle görüşmek istediğini ve Göztepe'deki büroya gelmemi rica etti. Üstadlardan gelen bu nazik daveti memnuniyetle kabul ettim. Bu toplantıya Firmanın baş yöneticisi ve patronu olan Mustafa Yalkın da gözlemci sıfatıyla katıldı.
Bir öğleden sonra ben Göztepe bürosuna geldim, Muzaffer Egesoy, Nihat Onat ve Medeni Derkunt arkadaşlarımız toplanmışlar beni bekliyordı. Odaya girdim onları saygıyla selâmladım ve ellerini sıktım. Kısa bir giriş sohbetinden sonra Muzaffer Bey ciddi ve etkili bir ses tonu ile söze başladı ve Derginin piyasada tutulduğunu, kendilerinin yaşları ilerdiği için yorulduklarını ve kadroya bir takviye yapmak gerektiğini söyleyerek beni yazı kadrosuna almak istediklerini, ekibin takviye edilmesinin zorunlu hale geldiğini ifade etti.
Ben bu açıklamayı dikkat ve ilgi ile dinledim. Gelmeden önce bana böyle bir teklifin yapılmasının muhtemel olduğunu sezdiğim için hazırlıklıydım. Söze teşekkür ile başladım ve bana böyle bir teklifin yapılmasının onur vereci bir görev olduğunu belirttikten sonra, kıdemli meslekdaşlarımın bu teklifini "bir tür emir" telakki ederek görevi kabul etiğimi ekledim. Fakat Muzaffer Bey’in Kurul Başkanı iken arkadaşların yazma-çizme işleriyle meşgul olmalarını hoş karşılamadığını, bazı arkadaşlarımızın bu yüzden takip ve soruşturmaya uğradığını, durumun şimdi değişip beni göreve çağırmasının şahsım için bir "şeref" olduğunu ifade etmekten de kendimi alamadım.
Mutabık kaldığımız üzere, yeni Derginin yazı ilkelerine uygun şekilde, "teorik nitelikte" olmayan, uygulamaya dönük maliye, bütçe ve vergi konularında her ay bir yazı yetiştirmeye- gayret edeceğimi bildirdim ve dostane bir hava içinde dağıldık.
Gerçekten sağlık nedeni ile önce Muzaffer Bey ve sonra da Nihat Onat arkadaşlarımız Dergiden çekildiler. Daha sonra Medeni Derkunt arkadaşımız aniden vefat etti. Ben on yıldan fazla aynı minval üzere Mükellefin Dergisi'nde yazı yazmaya devam ettim. Son dönemde ise Derginin yönetimini Münir Bellek arkadaşımız aldı. Bunlar gerçekten Egesoy'un yaşamından bir kesiti vermesi açısından güzel bir anı oldu.

Vefatı
Egesoy'un 1994 yılı başlarında ve özellikle 1995 yılı içinde sağlık durumu aksamaya başlamıştı. Fakat buna rağmen görünüşü sağlıklı, durumu iyi idi. Göğsünden şikâyeti vardı. Üşümemeye ve soğuk almamaya gayret ediyordu. Son zamanlarda gezintiye çıktığı Fenerbahçe parkında karşılaşıyor ve kendisiyle görüşüyorduk.
1995 yılı Mayıs ayı başında çektirdiği filimlerin birinde akciğerde bir leke görülmüş ve ışın tedavisi için hastaneye yatırılmıştı. Burada ışın tedavisi gördü ve 20 gün kadar sürekli filmleri çekildi, bu ara soğuk koridor ve labaratuvarlarda üşüdü ve hasta oldu. İyi olacağı yerde sağlığı daha da bozuldu ve sonra ameliyata aldılar ve sonuç kötüye gidiyordu. Bu şekilde sağlam girdiği hastanede 20 Mayıs 1995 günü onu kaybettik.
Kötü haber çabuk yayıldı. Bir bahar günü çok sevdiği Üsküdar’da şimdi ismini hatırlayamadığım sahildeki büyük camide namazı kılındıktan sonra onu Karacaahmet'deki ebedi istirahitine tevdi ettik. Böylece koca bir çınar devrilmiş ve büyük Üstamız ebediyete intikal etmişti. Onu her zaman rahmet ve hürmetle anıyoruz.

Eserleri
Muzaffer Egesoy'un eserlerini iki başlık altında toplayıp açıklamak gerekir. Birinci gruba, bulunduğu görevlerde hizmet şeklinde ifa ettiği, pek görünmeyen denetçilik, yöneticilik, kuruculuk, reformculuk, öncülük gibi icraatı girer. Yaşam öyküsünde de açıkladığımız gibi, Egesoy bir Aksiyon adamı idi. Yapıcı ve yaratıcı idi. Bulunduğu görev ve mevkiye damgasını basar ve orada bir iz bırakırdı. Örnek verecek olursak İthal Malları Fiyat Kontrol Dairesini yeniden kurdu ve çalıştırdı. Türkiye'nin 1950'li yıllar'da yaşadığı döviz kıtlığı sorununu, bir ölçüde çözmeye çalıştı. Aynı tür hizmet ve gayreti Hesap Uzmanlığında, hem uzman ve hem de Kurul Başkanı olarak gösterdi. Kurula itibar ve şahsiyet kazandırdı. Bu tür icraatını ve başarısını bir tür eser kabul edebiliriz. Onun yaşam öyküsü bu tür aksiyon, icraat ve başarlardan oluşur.
İkinci gruba, Muzaffer Egesoy'dan yazılı ve basılı olarak geriye kalan rapor, etüd, araştırma, yasa tasarısı, makale, broşür ve kitap şeklindeki eserleri girer. Bildiğiniz gibi bizim çalışma alanımız olan maliye ve vergi konuları çabuk değişen ve eskiyen, kısa zamanda güncelliğini kaybeden bir bilgi ve uzmanlık dalıdır. Bu yüzden ömrü uzun değildir. Yazdıklarımız kısa zamanda eskir ve tarih olur. Bu bir tür talihsizlik sayılır.
Bu girişten sonra Muzaffer Egesoy'un İstanbul Hesap Uzmanları Grup Başkanlığı Ali Alaybek kitaplığında kayıtlı basılı veya teksir şeklindeki yazılı etüd, araştırma ve kitaplarının başlıklarını ve kısaca içeriklerini açıklamak istiyorum. Unutmamak gerekir, Egesoy'un asıl büyük eseri bizatihi yaşamı ve icraatıdır.
1. Muzaffer Egesoy
Fransa'da Vergi Nizamının Yeni Mes'eleleri
(Basılmamıştır)
Etüd ve araştırma için 1952-53 yılında Bakanlık tarafından Fransa'ya gönderildiği zaman orada yapmış olduğu çalışmaların ürünüdür. Basılmamış olan bu çalışmanın bir kopyası İstanbul'daki kitaplıkta mevcuttur. Üzerinde tarih yoktur.
2. Muzaffer Egesoy -Hesap Uzmanı
BİLANÇO
Doğuşu - Yapısı- Analizi
Ajans Türk Matbaası-Ankara/1962, s. 222
Üstadın, geniş kapsamlı, ciddi ve en kalın mesleki kitabı Bilânço olmuştur. Bu eseri, Hesap Uzmanları Kurulu Başkanlığına atandıktan sonra Ankara'da görev yaptığı hocalık yıllarında kaleme almıştır. Sistemli, bilimsel açıdan değerli bir çalışmadır.
Bilânço bugün bile, analiz bölümü hariç, güncelliğini korumaktadır. Türkçe'de bu alanda yapılmış ilk denemelerden biri sayılır.
3. Muzaffer Egesoy
Vergi Reformları
(1960-1965)
Sevinç Matbaası- Ankara/1965
Siyasal Bilgiler Fakültesi-Maliye Enstitüsü, s, 106
Türkiye'de 1960-65 yılları arası büyük ve önemli vergi reformu olmadığı halde, Egesoy, kitabının başlığına böyle bir tarih sınırlaması koymuştur. Bunlar sadece olağan ve sıradan vergi değişiklikleri sayılır. Yalnız 1960 Devriminde Gelir Vergisi Kanunu ile Vergi Usul Kanunu yeniden yazılmış ve Yasa No. ları Milli Birlik Komitesi tarafından yenilenmiştir. Fakat asıl Büyük Reform 1950 yılında gerçekleşmişti. Bilindiği gibi 1985 yılında da Katma Değer Vergisi yürürlüğe girerek dolaylı vergilerde temelli bir değişikliğe gidildi.
4. Muzaffer Egesoy
Cumhuriyet Devrinde Vasıtalı Vergiler
No 10 - Ocak / 1962
Cumhuriyet Devrinde Vasıtasız Vergiler
No 11 Şubat / 1962
Her iki çalışma Türk İktisadi Gelişmesi Araştırma Projesi olarak Muzaffer Egesoy tarafından hazırlanmış ve önce SBF-Maliye Enstitüsü tarafından 1962 yılında teksir yoluyla çoğaltılmış ve daha sonra basılı hale gelmiştir. Basılı kopyalarını görmek mümkün olamadı.
5. Muzaffer Egesoy
Cumhuriyet Devrinde Vasıtalı Vergiler
Ajans Türk Matbaası, Ankara/1962 , S. 104
Egesoy'un bu başlıklı bir eseri mevcutsa da İstanbul'daki Ali Alaybek kitaplığında bu eserin kaydı mevcut değildir. Mülkiye Mezunları albümünde bu konu ile ilgili bilgiye rastladık.
6. Muzaffer Egesoy
Bankacılık Yönünden Vergi
Türkiye Bankalar Birliği Yayını
Ankara/Kasım-1969, S. 109
Muzaffer Egesoy, Türkiye Bankalar Birliği-Eğitim Merkezinde vermiş olduğu dersleri bu kitapta toplamış ve bir bankada çalışan personel için gerekli vergicilik kavram ve ilkeleri topluca açıklamıştır. Yazar burada Türk Vergi Sistemini esas almış, dersleri, buna göre düzenlemiştir.

 

Geri

   
   
65’inci Kuruluş Yıldönümünde Hesap Uzmanları Kurulu
Nice 65. Yıllara...
İçimizden Yetişen İlk Kurul Başkanı İ. Muzaffer EGESOY
Ulu Bir Çınar Baş Hesap Uzmanı Orhan Güreli
Kurucumuz ve Büyük Üstadımız Ali ALAYBEK
Az Bilinen Bir Üstat: Hoca Rasim SAYDAR
Hesap Uzmanları Kurulu'nun 64'üncü Kuruluş Yıldönümü
 
        Her Hakkı Saklıdır. © 2009 Maliye Hesap Uzmanları Derneği